Galip Çağ yazdı: “Tutunamayanlar’ı Okumazsam Ne Olur?”

Tutunamayanlar’ı Okumazsam Ne Olur?

Farkındayım, kışkırtıcı bir başlık bu. Bu zamanın okuma elitizminin en büyük kutsallarından birine dair keskin bir soru. Modern çağın, şehrin, post modernizmin, “elit” okuyucunun en büyük mistiklerinden Oğuz Atay ve ölümsüz eseri Tutunamayanlar’ı yeniden anımsamak için bir sorgulama. “Aaa, ben bunu okudum” diyen okuyucu için çekici bir işaret etme. O halde devam…

Oğuz Atay Tutunamayanlar’ı 1 senede yazdı. 1969 bittikten bir yıl sonra 1970’de TRT Roman Ödülü’nü alıp 1971’de yayınlandı. Hacimli idi. Ticari bir tercihle iki cilt basıldı. Oğuz Atay sağlığında ikinci baskısını göremedi. Hatta ikinci cildi neredeyse depolarda çürüdü. Vüsat O. Bener eseri ilk gören oldu ve tavsiyesi ile bir bölümü eserden çıkartıldı. “Oyunlarda Yaşayanlar” oyunuKenter Tiyatrosunca beğenilmedi, sahnelenmedi. Öldükten sonra ta ki 1983’e kadar da beklenen ikinci baskı gelmedi. Bu tarihten sonra ise muazzam bir tanınmışlıkla her yıl hemen hemen 1-2 baskısı yapıldı.

Oğuz Atay, dünya görüşü ve sanat zevki şekillendikten sonra edebiyat dünyasına girdi. Olgunlaştı belki, kim bilir? Rus edebiyatını temel alırsak Atay bu konuda yalnız değildi. Örneğin: Griboyedov (1795-1829) kendisini Rus klasikleri arasına sokan tek eseri Akıl Belası (1928) yayımlandığında otuz üç, Oblamov’un (1859) yazarı Gonçarov (1812-1891) ise ilk eseri (Sıradan Bir Hikâye,1847) okurlarıyla buluştuğunda otuz beş yaşındaydı. Büyük bir tesadüfle her iki eserin odak kişisi de (Çatski ve Oblamov) Atay’ın Tutunamayanlarıyla akraba ve tanış olur. Yani iyi bir okuyucu için elbette.

Tutunamayanlar’ın başlıca kahramanları Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin Kutbay, Nermin Özben, Günseli Ediz‘dir. Kitap bir karakter romanıdır, çok fazla olay örgüsü de yoktur. Okudum diyene ne anlatıyor deseniz, muhtemelen size bir özet geçemez. Bu yüzden Oğuz Atay’ı ve eserlerini anlamak için öncelikle karakterleri iyi özümsemek ve iç dünyasını anlamak gerekir.

Roman bir trende başlar. Turgut trende tanıştığı bir gazeteciye bir mektupla yazdığı notları gönderir. Mektupta, gazetecinin bu “eser”i yayınlamayı düşünürse ilgili kimselerle görüşmesini ve onların onayını aldıktan sonra harekete geçmesini ister. Böylece romanımız başlar.

Atay usta bir eleştirmendir aslında. Muziptir, zekidir. Okuyanın da en az onun kadar zeki olması gereklidir eseri tam manası ile anlayabilmesi ya da en azından anladığını zannedebilmesi için. Murat Belge onun bu hususiyetini çok başka bir yönden ve Oğuz Atayca bir ters yüzle anlatırken, O, olumsuzu teşhir ederek değiştirilmesi imkânını yaratmak yerine yanlışın şakasını yaparak onu sevimlileştirir der. Unutulmamalıdır ki Atay bir mühendistir. Parçaların ancak uygun bir tasarım dahilinde bir arada görülebilmesi ile bütünün anlaşılabileceğini bilir.

Tutunamayanlar’ın unutulmazlarından, Turgut’un kendi iç benliğini anlattığı Olric diye bir karakteri vardır metinde. Toplumdan uzaklaşıp kendi iç sesini dinlemeye başladığında hep Olric’e başvurur. Bilinç akışı onun üzerinden yürür. Olric devamlı efendimiz diye hitap eder Turgut’a. Romanın sonunda ise Turgut sadece Olric’le yaşamaya karar verir ve hayattan çıkıp gider. Acı olan şu ki kitabı okuduğunu iddia eden birçokları Olric’in kitapta kapladığı, görece kısıtlı alanı, tüm kitaba yayılmış sandığından ve çokça sosyal ağ malzemesi yapıldığından, onu okuduğuna bir hüccet yapma hatasına düşer. Gerisi çoğu zaman fark edilene dek sürdürülebilen bir Tutunamayanlar’ı bitirdim sefasıdır.

Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım, bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz yeni bir kalıp bulamadılar der Oğuz Atay, Pakize Kutlu ile Yeni Ortam için yaptığı bir röportajda(30 Eylül 1972). Yani aslında eseri bir kalıba sokmak ya da onu tanımlamak isteyenler öncelikle Atay ile ters düşer. Okudum, anladım, bayıldım diyerek üzerinde konuşanlar da belki.

Bir başka sorun da eserin yazıldığı döneme dair bilgi eksiliği gibi geliyor bana. Tutunamayanlar; Suyu Arayan Adam ya da Kurt Kanunu gibi romanlarla belgesel romanın sahneye çıktığı, Nazım Hikmet’in eserleri üzerindeki yasağın kalktığı, Sol Yayınları’nın kurulduğu ve Orhan Kemal romanlarıyla toplumcu gerçekçiliğin tekrar egemen olduğu, modernist şiirin ise silikleştiği yıllarda ortaya çıkarVe geleneksel roman biçimine, roman türünün kurmaca olduğunu unutarak “belge” ve “yazarın hayatından izler” derdine düşen eleştirmenlere, dönemin hâkim “gerçekçilik” anlayışına ve tarih yazımına bir “başkaldırı” romanı olur. Yani neresinden baksanız bir deneysellik ve anlaşılma dertsizliği açıkça görülür

Ve daha bir sürü anlatılacak şey… Ama cevaplamamız gereken bir soru var: Tutunamayanları okumazsanız ne olur?

Kısa bir cevabı var aslında; hiçbir şey. Peki okursanız, onun da cevabı kısa ve net; okumuş olursunuz.  Şimdi bu cevabı Tutunamayanlar’a bir tahkir gibi algılamadan açalım.

Tutunamayanlar‘da Selim’in 4 isimlik listesinin (Kierkegaard, Oswald Spengler, Kafka, Nietzsche) yanı sıra felsefe, tarih ve psikolojiye doğrudan ve dolaylı birçok atıf bulunur: Oscar Wilde, Dostoyevski ( Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Yeraltından Notlar ), Oblomov, Bernard Shaw, Marx, Freud, Fromm, Gorki (Benim Üniversitelerim ), Vadideki Zambak, (Balzac) (kurgusal bir başka versiyonu olsa da) Hegel, Fichte, Gauss, Ranke, Wundt, Panati Israti, Tolstoy, Ölü Canlar, Dickens, Ömer Seyfettin ve Efruz Bey, Don Kişot, Alice Harikalar DiyarındaDönüşüm, İbsen ve Hortlaklar, Andre Gide, Diderot, Kant, Rousseau, İsa-Mesih. Şimdi, üzerinde biraz düşünürsek, tüm bu isimler ve atıfların bu ülkede Tutunamayanlar’ın satış rakamları da göz önüne alındığında, kitabı okuduğunu iddia eden kaç kişi tarafından anlaşılabilir ya da en azından bir düzen dâhilinde akılda tutulabilir olduğunu düşünebilirsiniz?

Tamam, başka bir soru hemen gelecektir elbette; böyle olmasına gerek var mı peki? Elbette yok. Lakin Tutunamayanlar gibi görece güçlü ama kesinlikle özel ve “tek” bir metnin, bir, iyi okuyucu vasfına dönüştürülmesine gerek var mıdır? İşte bunun cevabı da hayır.

Tutunamayanlar gibi metinler bilindik okuma evreninin dışında çok başka bir okuma düzenine aittir. Akan bir düzenden bağımsızdır onun okuma gerekliliği. Okumamış olmanız düzeninizi aksatmaz, eksiltmez, nitelik katmaz. Ama okumuş olmanız da böyle bir eseri okuma ayrıcalığını size katar.

Ayrıca; Tutunamayanlar ‘da tek bir biçime bağlı kalınmamıştır. Düz bir anlatım yerine içsel konuşmalarla sayıklamalara, katmanlı ve adım adım açılıp roman ilerledikçe yine adım adım kapanan bir kurguya yer verilir. Mektuptan günlüğe, efsaneden tiyatro oyununa kadar pek çok yazın türünün biçimleri Nabokov, Joyce gibi yabancı yazarların romanlarında kullandıkları teknikleri harmanlar. Ki burada bilindik bir tartışma olarak Nabokov’un Solgun Ateş’i ile ilişkisine hiç değinmiyorum. Bu durumda belki Tutunamayanlar’ı okuma tercihi ile böyle bir kaosun içine girmek yerine Kafka’dan, bahsi geçen tüm yazarlara dair metinleri okuyarak bir Tutunamayanlar okuru haline gelmek, Tutunamayanlar’ı okumadığı için ayıplanacak ya da okumaya çalıştığı için beyni karıncalanacak bir okuyucuya dönüşmekten çok daha evla gibi duruyor.

Ve yine ayrıca; hiçbir kitap sadece okunmuş olma tecrübesi ile size okuyuculuk noktasında statü atlatmaz, ancak bu yolda bir katkı sağlar. Onu okumamış olmak da en fazla ileriki bir zaman için okunması muhtemel bir esere sahip olmak manasına gelir.

Son olarak okuma kendi içerisinde bir düzeni ve evreleri olan eylemdir. En azından kendi yol ve okuma lezzetinizi oluşturana dek zamana ihtiyacınız vardır. Bu manada sırf zamanın alışkanlığı olarak en basit ifadesi ile bir moda olarak, okunması sanki şartmış gibi bazı metinler üzerinden yargılanmak korkusu ile yanlış bir okuma seçimi, kitapla ilişkinize zarar verebilir. Düşünsenize okumaya heveslendiniz ve okumadığı halde bildiği en popüler kitap olarak Tutunamayanlar’ı kendine kıstas belirleyen bir dostunuz onu tavsiye diyor size. Yaşanacaklar mukadder.

O vakit bu satırların sahibince cevap açık, Tutunamayanlar’ı okumamış olmak sizi/size hiçbir şey yapmaz. Eksiltmez de. İyi bir okuyucu olmanın; popüler olanı, çok satanı, çok bilineni okumakla ilintisi çok güçlü değildir. Bunun yerine kitap ile sabırlı ve düzenli bir ilişki kurmak zaten sizi hayatın bir yerinde lezzetli bir Tutunamayanlar okumasına götüreceğinden aslolanın buna uygun bir planla hareket olduğu açıktır.

Ey kâri; Tutunamayanlar’a sahip olan çok, okumayı deneyen daha çok ama gerçekten okuyup çözebilen bu kadar çok değil. İçin rahat olsun.

Galip Çağ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*