Furkan Bayrak yazdı:”Fatih Sultan Mehmet Han Hakkında Düşünceler 1 “

Fatih Sultan Mehmet Han Hakkında Düşünceler 1 / Furkan Bayrak

Fatih Sultan Mehmet Han’dan birçok Batı ve Türk kaynağı kaliteli bir hükümdar olarak bahsetmiştir. Batı kaynaklarında hakkında en çok verilen bilgilerden biri de Büyük İskender gibi dünyaya hâkim olmak istediğidir. Bu şekilde olumlu bilgilerle anılan Türk Fatih’i 1432 yılında Edirne’de doğup, 1481 yılında Kocaeli’de  gözlerini yummuştur. Ölümü hakkında birçok rivayet vardır. Kimi rivayetlerde Gut hastalığından, kimi rivayetlerde zehirlenme sebebiyle öldüğü belirtilir. Han 1451 yılından öldüğü tarihi kadar yani 30 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun başında hüküm sürmüştür. Hayatı hakkında bu zamana kadar çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığı bilinmektedir. Bu çalışmaların ortada buluştuğu noktalardan birisi ise Han’ın bilime ve sanata verdiği önemdir.

Birçok dil bilen sultanın 800 ciltlik bir kütüphanesinin olduğu kayıtlara geçmiştir yanı sıra dönemin birçok âlimini ve sanatçısını da yakından takip ettiği hatta himaye ettiği bilinmektedir.  Fatih Han bunlarla da kalmamış farklı dillerden düzinelerce kitabı tercüme ettirmiştir. Dolayısıyla Yüce Türk hayatını entelektüel bir noktada sürdürmüş ve noktalamıştır. Batı ve Doğu, Han için sürekli araştırılması gereken ve kendi yönetimi altına alması gereken coğrafyalardı. Onun adına yapılan madalyonların metinleri Han’ın bu amacını doğrulamaktadır. Bellini’nin yaptığı madalyonun birin de Latince şöyle yazmaktadır: Mehmed, Osmanlı sultanı, Türklerin imparatoru. Savaşta bir yıldırıma benzeyen bu adam halkları ve şehirleri mağlup etmiştir.

Fatih’in sanata önem verdiğine yukarda değinmiştik. Han, Osmanlı Devleti’nin en büyük ticari ortaklarından biri olan Venedik Cumhuriyetiyle (600’lü ve 1700’lü yıllarda İtalya yarımadasında hüküm sürmüş kent devleti.) sanatla alakalı eylemler gerçekleştirmiştir. Mesela, Venedik Cumhuriyeti’nden dostluk nişanesi olarak kendi portresini yaptırmak için bir ressam talep etmiştir. Dolayısıyla Venedik kıralı tarafından Rönesans döneminin ünlü ressamlarından biri olan Gentile Bellini Osmanlı başkentine doğru yola çıkarılmıştır. Zaten yola çıkmaması gibi bir durum söz konusu değildir çünkü deniz ticaretiyle ün sanmış Venedik’in birçok denizi hâkimiyeti altına almış Osmanlı sultanını reddetme şansı yoktu.

Bellini başkente ulaşmış Osmanlı Saray’ında 16 ay geçirmiş, bu süreçte Han ona yakın ilgi göstermiştir. Sanatçı başkente birden fazla madalyon tasarlamış yanı sıra Yüce Türk’ün Batı resim anlayışıyla meşhur portresini 1480 yılında tamamlamıştır (Fotoğraf 1).  Yine Yüce Türk’e İtalya kent devletlerinden sanatçılar gönderilmiştir. Örneğin Napoli’nin kıralı tarafından Fatih’in portre madalyonlarını yapması içim 1460’lı yıllarda Ferrara adlı bir sanatçının gönderildiği yanı sıra kimi sanatçılarında Fatih’e gönderilirken Hristiyan tutucular tarafından engellendiği bilinmektedir.

Fakat Yüce Türk’ün Batılı sanatçılara ve âlimlere yakınlığı tutucu bürokratları tarafından ayıplanmıştır. Nasıl olurda İslam sultanı gavurun birine yüzünün resmini yaptırır, nasıl olurda İslam âlimleri dururken gavur âlimlere başvurulur mantığı kimi bürokratlar tarafından maalesef benimsenmiştir. Ve nihai olarak Han öldükten sonra saray teşrifat usullerinde bir gayrimüslimin padişahın yakını olması yasaklanmıştır. Hatta Fatih’in dindar oğlu II. Beyazıd babasının yıllarca biriktirdiği Batı menşeili tablolarını Kapalı Çarşı’da sattırmıştır. Yani Han’ın entelektüel duruşu, sanatla ilgilenmesi, dünyaya hâkim olmak için dünyayı tanımak isteği maalesef anlaşılmamıştır. Dolayısıyla Han’ın Batı resim anlayışını kendi milletine tanıtmak istemesi de Han göç ettikten sonra uzun yıllar rafa kaldırılmıştır. Belki II.Beyazıd tarafından Han anlaşılsaydı, 1400’lü yıllarda resimde atılımlar yaşayan Batı’dan perspektif-oran-derinlik-ışık-gölge vb. resim teknikleri öğrenilerek Türk ressamlar tarafından 1800’lü yıllardan önce uygulanacaktı. Belki Osman Hamdi gibi Türk sanatına önderlik etmiş kişiler 1800’lü yıllardan daha önce yetişecekti. Maalesef bunlar gerçekleşmedi. Çünkü tutucu Osmanlı tabakası Batı’yı dışlıyor, alt bir sınıf olarak görüyordu. Elbette tutucu kesimin böyle düşünmesinin haklı sebepleri vardı.  Bu sebeplerden biri Batılıların Osmanlı’yı gaddar Türk olarak tanıması, muamele etmesidir. Fakat doğrusu şudur ki; devletler devletleri küçümsemeyerek, insanlar insanları ciddiye alarak geliştiği ilkesi yok sayıldı.

1 yorum

  1. Matematik ve astronomiye de önem veren bir karakterdi.Eğitimde Ali Kuşçu gibi müderrrisler getirmesi,ilk Darülfünun kuruluşu vs.Fatih Sultan Mehmet gibisi yıllar sonra Sultan Abdülaziz başa gelecekti ve ne yazık halk bu gelişmiş devlet durumunu hiç anlayamadı

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*