Furkan Bayrak yazdı:”Çıkar”

Çıkar

Delirmek insanın kurtuluşu mudur? Delirmek insanların üzerine yönelttiği oklardan kurtulmak mıdır? Delirmek ağzına gelen tüm küfürleri piçlerin yüzlerine karşı söyleyebilmek midir? Delirmek aslında hiç ciddiye alınmadığın, çıkarlara göre davranılan bir insan olmaktan farklı biri insana evrilmek midir? Evet delirince bir yere kadar ciddiye alınmayabiliriz ama bu sefer de birilerinin çıkarlarına zarar verdiğimiz an yine şiddetle ciddiye alınabiliriz. Yani karşıdaki senin aklı dengenin yerinde olup olmadığına bakmayabilir, çünkü onun camını kırmışındır.

Dolayısıyla bu soruların, verilen cevabın, cevapların önemi yoktur. Hangi duruma gelinirse gelinsin, hangi kalıba girilirse girilsin, hangi insana faydamız olursa olsun, hangi topluma yararımız dokunursa dokunsun büyük bir çoğunluğun gözünde bir yerde hiç oluyoruz. Çünkü çıkar insanlıktan daha üst bir seviyede ise sonuç farklı olmuyor. Hiç oluyoruz.

İnsanlık herkesin herkesi düşündüğü zaman değer kazanıyor ve anlamlı oluyor, hiçlikten çıkıyor. Ben devreye girdiği zaman çıkmıyor. Ben doğru muyum, ben haksız mıyım, ben hakediyor muyum, o hakediyor mu soruları sorulup bu soruların doğru cevaplarını bulup eyleme döktüğümüz zaman insanlık tam olarak doğuyor. İnsanlık hiçlikten uzaklaşıyor. Yani anlaşılan insanlık benlikten uzaktır. Yani insanlık benim kapım yanmasın kimin kapısı yanarsa yansın demekten uzaktır.

Bir hikaye şu şekilde gelişip sonlanmıştır;

1111 yılında yaşamış orta yaşlarda bir ozan gelip geçerken, siyah boyalı evlerin çevresini sardığı bir meydanda bulunan derme çatma siyah boyalı çeşmenin başında dinlenmek için durdu. Burası on hanelik bir köydü. Meydanda kimsecikler yoktu. Sanki köyde kimse yaşamıyor gibiydi. Ozan biraz zaman geçtikten sonra çeşmenin karşısında bulunan siyah boyalı iki ahşap evin arkasından bir kız çocuğu çığlığı duydu. Daha sonra çam yarması bir herifin bu kız çocuğunu kovaladığına gözleriyle de şahit oldu. Kız derme çatma çeşmeye doğru çam yarması herifi arkasına takmış, çığlık atıp koşarak geliyordu. Bu durum karşısında elindeki sazı yere bırakan ozan yanına yaklaşmış olan yeşil gözlü, örme saçlı, ayağı yalın, yırtık giyitli bu kızı ayağa kalkarak korumak maksadıyla arkasına aldı. Çam yarması herifse ozanın karşısında aniden durdu. Yarma, temiz siyah giyitleri, alnına dökülmüş gür saçları, uzun yüzü, pörtlek siyah gözleri, kirli siyah sakalı, uzun siyah çizmeleri, kol büyüklüğünde siyah sopası ve büyük sarı siyah dişleriyle oldukça korkunç bir izlenim veriyordu. Sinirli ve terlediği her halinden anlaşılan yarma, ozana tepeden bakarak göz işaretleriyle kızı istediğini belirtti. Kız ise adeta ozanın bacaklarına yapışmış, nefes alışları dahi duyulmaz bir sessizliğe bürünmüştü. Ozan, yarma ve kıza sorular soruyor, olup biteni anlamak istiyordu. Ancak ikisinden de göz işaretlerinden başka bir cevap gelmiyordu. Fakat tuhaftır ki yarma, ozana ve kıza en ufak bir temasta bulunmuyor sadece ozanın karşısına geçmiş sinirli bir suratla bekliyordu. Bu durum dakikalarca devam etti. Israrla olayın aydınlanmasını bekleyen ozan yarmanın önünden çekilmiyordu. Ne yapacağını tam olarak kestiremeyen ozan yine en iyi bildiği işi yapmak için sazını eline aldı. Belki bu şekilde herhangi birinden cevap alarak ne olduğunu anlayabilirdi. Saza vurmaya başlayınca evlerinden pencerelerinde oluşan insan hareketleri gördü. Bundan dolayı ozan sevindi. Köy onu dinliyordu;

Gitmez insan tanıma yarası

Ne bilir inceyi maskarası

Titrer taş toprak derinden

İnsana bir şey olsa haklı kederinden

Sen bilir misin bu dağ ne dağıdır

İnsana göre mi büyük ağırdır

İnsan var ki dağ gibidir

Dağ bile yetmez okyanus yeridir

Gönül her şeyden daha çok yanar

Bilinir taşlar da yanar

İnsan bu gönlü kadar vardır

Gönül işinin büyüğü onurdur ardır

Haksızlığa gelir mi insan yüreği

Durur mu ezilen karşısında bileği

Adalet gerçek olunca hayatta

Ezilir mi haklı boş tabakta

Sefil olana bir mert gerek

Devlete adalet hak erek

Adalet vurunca tokmağı pisliğe

Devlet sevdâ olur sokaktaki deliğe.

Ozan coşup çağladıktan sonra, karşıdaki yarmanın dahada sinirlendiğini anladı. Köylülerde pencerelerden saz biter bitmez ayrılmışlardı. Kız ise hâlâ ozanın bacaklarına yapışmış vaziyette yüzündeki korku ifadesiyle duruyordu. Yarma birden arkasından siyah saplı bir hançer çıkardı ve ozana sapladı. Ne olup ne bittiğini aklına yatıramayan ozan şimdi de hançer acısıyla işkence çekiyordu. Birkaç dakika sonra oracıkta öldü. Yarma kızı önüne katarak hiç bir şey olmamış gibi yavaş yavaş uzaklaştı. Yarmanın siyah hançeri ozanın vücudunda saplı kalmıştı. Gün batmıştı ve köyde hiç bir şey olmamış gibiydi. Ozan hiçbir şey anlamadan, hiç bir acıyla öldüğüyle kaldı. Siyah saplı hançer ozanın vücudundaydı.

Furkan Bayrak

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*