Furkan Bayrak yazdı:” İhtiyar II “(Öykü)

İhtiyar 2

Günlerden Pazartesi saat on iki sularındaydı. İhtiyar yorgun bir zihin ve bedenle parktaki banka oturdu. Parkın çevreleyen herhangi bir çit yoktu. Park, çevresindeki sokaklardan zemin sınırları ile ayrılıyordu. İki salıncak ve bir adet maymun merdiveni parkın ortasına yerleştirilmişti. Kare bir arsaya yapılmış olan parkın dört köşesinde birer adet bank vardı. Arsanın zemine deniz kumu serilmişti. Böylelikle kum sayesinde oyun oynayan çocuklar kazayla düştükleri zaman yaralanmayacaktı. Parkın etrafı sokaklarla çevriliydi. Bu sokakların zeminine zift döşenmişti. Uzun ve yan yana dizilmiş binaları parkla bu zemin ayırıyordu.

Ayakları çıplak, siyah gömleği lekeliydi. Üzerindeki siyah pantolonu ise yarıya kadar çamura batmıştı. Ne zamandır bankta oturduğunun farkında değildi. Havanın karardığını bile algılayamıyordu. Öylece hava aydınlana kadar bankta kaldı. Üşüdüğünü farketti fakat oralı değildi. Nede olsa öğleye doğru ısınırdı.

Öğleye doğru bir kadın iki çocuğuyla birlikte parka geldi. Kadın gelir gelmez çocuklarının elini bıraktı ve köşedeki bankın birine oturdu. Kadın kısa bir süre cep telefonuyla oymadıktan sonra karşı bankta oturan ihtiyar adamı farketti ve gözünün ucuyla izledi. Zihninden yüzünü buruşturarak: “ Şu herifin üstüne başına bak, sapık mıdır nedir? Gözlerini de bir noktaya kitlemiş öylece duruyor! Vah vah! Evet evet kesin sapık. Ya çocuklarıma zarar verirse! Ya bana zarar verirse! Hiç can güvenliğimiz yok! Nasıl bir ülke oldu burası! Her taraf sapık kaynıyor. Şöyle çıkıp rahat nefes alamayacak mıyız? Dur şunun fotoğrafını çekeyim atayım feyse. Millet öğrensin de bu herifin sapık olduğunu ona göre hareket etsin değil mi? Kız Sibel helal olsun sana . Çok güzel iş yapıyorsun. Herkes bu yaptığın iyilikle gurur duyacak. Canları kurtaracaksın. Bu iyilik sana ölene kadar yeter.” diye geçirdi.

Daha sonra kadın ayağa kalkarak banktaki ihtiyar adamın yanına gitti. Yüksek sesle ve adama tiksintiyle bakarak konuşmaya başladı: “Çabuk buradan git! Yoksa polis çağırırım! Çoluğumuzdan çocuğumuzdan, namusumuzdan ne istiyorsun! Pislik adam! Zaten sizin gibiler yüzünden sokağa çıkamıyoruz. Demek öyle  hiç oralı olmuyorsun. Utanmaz herif o kadar şey söylüyorum kılın bile kıpırdamıyor. Arıyorum Polisi! Arıyorum! Kurtulacağız sizin gibilerden. Zaten siz erkekler aynısınız. İşinize gelmeyeni duymamazlıktan gelirsiniz. Şimdi göreceksin sen. Pis yaratık.” Konuşmasını bitirir bitirmez nefesi de tükenmişti. Kendini bir kere daha bu ekonomik nefes kullanımından dolayı hafif tebessüm ederek kafasının içinden kutladı.

Yaklaşık yarım saat sonra ekip arabası parkın önünde durdu. İki polis arabadan çıkarak kadının ve adamın bulunduğu banka doğru geldi. Bu arada çocuklar da annelerinin eteğine korkulu bir halde yapışmışlardı.

Diğerine göre uzun boylu olan polis banktaki ihtiyarla gayet saygılı bir şekilde konuşmaya başladı: “Hemşehrim merhaba. Adın nedir. Ne yapıyorsun burada. Hanımefendi sizden şikayetçi. Sorun ne?”

Banktaki ihtiyar adam soruları karşılıksız bırakmıştı. Bu arada bu durum üzerine  kadın ağzını ve gözlerini büyüterek konuşmaya başladı: “Sapık işte! Görüyorsunuz kimseyi adam yerine de koyup cevap da vermiyor! Alın götürün hapislerde çürütün bu şerefsizi! Daha ne duruyorsunuz!” dedikten sonra hışımla banktaki adamın yüzüne tükürdü.

Bu durum karşısında banktaki ihtiyar adam hafiften gözlerini yukarı kaldırarak polislere donuk bir bakış fırlattı.  Daha sonra bakışlarını yine aynı noktaya kendi sağ ayak ucuna sabitledi. Sanki bu dünyada değildi.

Kısı bir süre polisler aralarında fısıldaşıp kadını nazik bir şekilde parktan göndermeye karar verdiler: Kısa polis kibar bir sesle “Biz gerekeni yaparız siz merak etmeyin hanımefendi, lütfen siz işinize bakın, iyi günler.” diyerek kadına gitmesi için ricada bulundu. Bunun üzerine kadın bir kere daha banktaki ihtiyar adama bir avuç tükürükten sonra çoçuklarını alarak uzaklaştı. Diğerine göre uzun boylu polis kadına anlam verememişti. “ Allah düşmanımı bile böyle kadınla karşılaştırmasın.” diyerek yutkundu.

Daha sonra diğerine göre uzun ve diğerine göre kısa polis banktaki adamla konuşmaya çalıştılar. Diğer polise göre kısa polis: “ Galiba bu adam deli. Bence birazdan tanıdıkları gelir alır götürürler bunu. Baksana hiç tepki de vermiyor kimseye. Daha önemli işlerimiz var. Hem gördüğün gibi kimseciklere zararı yok. Bence burda vakit kaybediyoruz. Hadi gidelim.”

Uzun boylu polis biraz kararsız kaldıktan sonra kendine göre kısa boylu olan polisin sözüne hak verdi. Zaten hak vermeyi de seviyordu. Ekip arabasına atlayıp parktan uzaklaştılar.

Saat ikindiye geliyordu. Parka okuldan çıkmış dört kişilik liseli bir erkek grubu geldi. Boş olan bankın birine doğru yönelip oturdular. Kısa boylu olan liseli bir poşetten kola ve çekirdek çıkartıp arkadaşlarına ikram etti. Bir yandan kola içip çekirdek yemeye bir yandan da gülerek küfürler edip aralarında konuşmaya başlamışlardı. Sıska olan liseli arkadaşlarına bankta oturan adamı işaret etti. Liseli arkadaşlardan biri: “Sapıktır heralde baksana üstüne ve gözlerine.’” dedi. Diğeri şaşı gözlerini hareket ettirerek: “Yok yok bu kesin delidir evden kaçmıştır.” dedi. Öteki sağ eliyle sivilcesinin biri patlatırken: “Bence gidip konuşalım hem komik adama benziyor.” dedi. Hep birlikte ötekine sözüne hak vererek banktaki adamın çevresine yerleştiler. Sıska lisesi asker edasıyla konuşma başladı: “Selam. Ne yapıyorsun burda. Yoksa evden mi kaçtın. Neden parka kaçtın. Başka gidecek yerin yok mu? Hem bu üstünün başının hali ne öyle. Neden cevap vermiyorsun. Çekirdek ister misin? Ya da kola? Cevap versene. Bak sinirleniyorum. Hiç iyi olmaz bu senin için. Hem kalabalığız bak. Sen bizi ciddiye almıyor musun ulan?” dedikten sonra çok konuştuğunu farketti ama iş işten geçmişti, elinde bulunan bardaktaki kolayı banktaki adamın yüzüne doğru döktü. Bu durum üzerine hep bir ağızdan liseliler gülmeye başladı. Bir yandan da yedikleri çekirdeklerin kabuklarını yere ve banktaki ihtiyar adama atıyorlardı.

Banktaki ihtiyar adam banktan kalktı ve parktan uzaklaşmaya başladı. Nereye gittiğini bilmiyor gibi bir hali vardı. Hava kararana kadar yürüdü. Yürüdükçe tuzlu ter kokusu genzini yakıyordu. Ayaklarının acıdığını hissetmez olmuştu. İlerde yolun sağ tarafında duran üstü kapalı otobüs durağına oturmaya karar verdi. Yaklaşık 40 metre yürüdükten sonra durağa,  önce kendi üstünü sonra oturacağı bölgenin eliyle tozunu temizleyerek oturdu. Ayaklarının acısını hissetmiyordu. Oturduğu durağın zemininde büyükçe olan sigara izmaritini gördü ve aldı. Cebinden çıkardığı çakmakla izmariti yakıp dumanını içine çekmeye başladı. Dumanı bir iki defa çektikten sonra  oturduğu yerin karşısından bir insan grubunun geldiğini fark etti. Bu grup üç kişiden oluşuyordu.  Bir kaç dakika sonra grup otobüs durağının içerisine gelmiş, durağın içersinde yayılarak beklemeye başlamışlardı. Biraz zaman geçtikten sonra oturan ihtiyar adamın sağ tarafında bulunan uzun boylu, sakallı, kafasında takke bulunan erkek şahıs elindeki bucağı çıkararak oturan ihtiyar adamın sağ omuzuna sapladı. İhtiyar adam acı içinde kıvranarak yere düştü. Yere düşen adamın sol tarafındaki şahıs, düşenin ceplerini yokladı. Bir şey bulamamıştı, düşen adamın yanan izmaritini yerden aldı dumanını içine çekmeye başladı.  Duman az geliyordu dolayısıyla sinirlendi. Daha sonra grup otobüs durağından hiç bir şey olmamış gibi uzaklaştı. Bu arada yere düşen ihtiyar  adam acıdan kıvranıyordu. İzmaritini elinden almışlardı. Bu duruma daha çok üzülüyordu.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*