İHTİYAR- 6

Yine kaybolmuştu. Fakat kaybolduğunun farkında değildi. Bunun nedeni ona Alzhemir tanısı koyulmuş oluşuydu. Tanı konusunda sıklıkla şu kelimeleri gündeme getirdiği olurdu “Doktorlar tarafından bir insana çeşitli tanı konması kimi durumlarda kolay kimi durumlarda zor. Yani her şeyde olduğu gibi bu olaylar da olasılıklardan ibaret. Tıp bilime azıcık uzak.”.

İhtiyar durmadan yürüyordu. O kadar çok yürüdü ki bir yerde durması gerektiğini fark ediyordu. Sol tarafında dört salıncak olan bir park belirdi. Parkı görünce daha hızlı yürümeye başladı. Yürüdü yürüdü…

Ayaklarının gitmediğine emin olduktan sonra çöp kutularının işgal ettiği kaldırıma oturdu. Bir şeylere ihtiyacı vardı ama neydi, bu bir şeyleri bilemiyordu. Sağ eliyle alnından gözüne akan teri sildi. Nefesini yavaş yavaş toplamaya başladı. Sağ gözü arada bir seğirdiği için seğirmeyi eliyle durdurmayı deniyordu. Nafileydi. Bir şeylere ihtiyacı vardı acaba neydi?

Sol tarafından gelen pislik kamyonu çöp kutuların önünde durdu. Bu esnada yine sağ gözü seğirmeye devam ediyordu. Eli de seğirmeyi durdurmaya…

Kamyondan görevini yapmak için aşağı inen uzun boylu görevli ihtiyara “Selamun aleyküm amca. İyi akşamlar.” lütfünü ifade etti. İhtiyar bu söylenenin ne olduğunu biliyor ama hatırlayamıyordu. Cevap vermedi. Görevli tekrardan konuşmaya başladı “Amcacığım bu pisliğin yanında neden oturuyorsun, rica etsem daha uygun bir yere oturur musun?”. Yine görevliye cevap yoktu. Görevlinin cevap alamamaya bağışıklığı vardı. Dolayısıyla oralı olmadı. Ancak ihtiyar görevliyi anlamış gibi tekrar yürümeye başladı. Yürüdü. Yürüdü. Yürüdü.

Ayakları yürüme eylemine artık dayanamıyordu, dizleri, elleri kısacası vücudu titriyordu. Kısa bir süre sonra ihtiyarın gözleri karıncalandı ve sırt üstü yatağa düşer gibi yol kenarına yığıldı. Yığıldığı yerde hiç bir şey olmamış gibi gözlerinde beliren karıncalanmayı izlemeye başladı. Âdeta dünyanın bütün karıncaları ekrandaydı. Bu esnada aslında başı kanıyordu. Farkında değildi. Farkında olduğu Etiyopya’dan, Çekya’dan , Amazonya’dan ekranına düşen karıncalardı.

Az önceki görevli ve çevredeki insanlar başına gözündeki karıncalar gibi şipşak toplandı. Toplananlardan biri ihtiyarın kanadığı yeri fark edip kafasından çözdüğü eşarbıyla tampon yaptı. Görevli ise ambulansı arayıp ihtiyarın başındakilere uzaklaşın demekle yetindi. (Yetindi diyorum çünkü görevlinin diğer insanlara varlığı nasıl batıyorsa bana da öyle batıyor. Hiyerarşik düzen gözdemdir. En ahlaklı geçinenlerin de gözdesidir.) Kısa bir süre sonra acılı bir cümbüş içinde ambulans geldi.

Hastaneye gelir gelmez ihtiyara gerekli müdahaleler yapıldı, her ihtimale karşı yoğun bakıma alınarak ilgilenildi. Geldiği günün sabahı ise tek kişilik servise çıkarıldı, konuşuldu, tanılar konuldu. Tüm bunlar olurken ihtiyarın ekranında karıncaların sayısı azalıyordu.

Hastanede geçirdiği bir haftalık kısa bir sürede hiç gülmeyen ve donuk yüzü sayesinde somurtkan hasta bakıcıların ve yorgunluktan çürümüş hemşirelerin “Aksi ihtiyar” namıyla dillerine düşmüştü. Dillere düştüğünü yeri gelince bildiğini bildiği gibi biliyordu. İhtiyar gülmeyene aksi, ketum ve benzerlerini diyenlere geri zekâlı denilmesi gerektiğine inanan biriydi. Ama bunun önemsiz bir çıkarım olduğunu da bilen biriydi.

Taburcu günü kapıya dayandı. Fakat gitmeye yakın yine olanlar oldu. İhtiyar yine umulmadık bir anda karınca baskınıyla karşılaştı. Kaçıncı dalga olduğunu bilmiyordu. Her şeyi önlüyor ama bu durumu önleyemiyordu. İçten içe köpürdü, sağıldı, bıktığını hissetti. Bu seferki fena baskındı. Ekranındaki karıncalar artık olayı pişkinliğe vurup onunla konuşuyorlardı. Görüyordu ki tıp çare bulamamıştı. Zihninden uzun uzun tıpı eleştirmeye yeltendi. Hemen pes edip nafile olduğunu anladı. Nasıl olacak bu karıncalarla hâlim derken karıncalar keyfine göre yine yok oldu. Her neyse deyip uyguladığı insan özelliği sayesinde zamanı kurtarmasını bildi. Bir şeyler görüyordu ama ne gördüğünü unuttu. Bir şeyler duyuyordu ama ne duyduğunu bilmedi. Biliyordu ama bilmemeyi tercih etti. Bir ara ağzından şu kelimeler dışarı döküldü “Unutmak kendini öldürüp yeniden yaşatmaktır. Unutmayı öğrenmek insanlara hastalık görünür ama yaşamaktır. Aman sende…”. Dökülüşü unuttu.

Lakap sever hemşireler odasına gelerek ona özgürlüğünü verdiler. Özgürlüğe yürüyüşü odadan başladı. Yine unutmanın tüm yollarını bilerek yapılan bir yürüyüştü bu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş