İhtiyar 5

Yakasına yapışan adamın elini bir türlü söküp atamıyordu ve şaşkındı. Adama yanlış anlaşılma olduğunu söylüyor , yakasını bırakması için rica ediyor, onu ilk defa gördüğünü dile getiriyor fakat fayda etmiyor bir türlü yakasını kurtaramıyordu.

Adam ise âdeta kene gibi yakaya yapışmış, tuttuğu ihtiyarın konuşmalarını duymuyor, biraz duraksadıktan sonra ihtiyarı yine iki eliyle sarsıyordu.

Bu olay bir saat kadar sürdü.  Dile kolay, birbirlerinin nefesini hisseder bir şekilde  bir saat kadar.

ihtiyar ummadığı bir anda yakasına yapışan iki elden kurtulduğunu anladı. Çünkü elin sahibi hiçbir şey  olmamış gibi ihtiyarın yakasını bırakıp, caddenin ters yönüne doğru sallanarak yürümeye başlamıştı. İhtiyar da elin sahibinin gittiği yönün tersine doğru şaşkın bir vaziyette hafif tebessüm ederek yürümeye başladı.

Bu gün ihtiyarın başına aksilikler üst üste geliyordu. Hayatında hiç bu kadar aksilikle aynı günde karşılaşmamıştı. Yaka yapışması olayından önce de sokağın birinden geçerken çocuklar tarafından bir anda taş yağmuruna tutulmuş, taşlardan dolayı kafası yara almış, canını zor kurtarmıştı. Sonra da malum olay; caddede seyir ederken belalı iki el bir anda yakasına yapışmıştı.

Yaka olayı yerinden dört dakikalık uzaklaşma mesafesinden sonra aydınlatma direğinin birine sırtını vererek sigarasını yaktı. Güzelce bir iki duman çektikten sonra, düğmeleri kırılmış gömleğine bakarak iç çekip konuşmaya başladı:

“Şu halime bak. İşkence çekmiş maymun gibiyim. Zaten farkım çok azdı şimdi tam oldu! Rezil ihtiyar! Sorunsuz ne yürüyor ne koşabiliyorsun. Anlaşıldı ki dünyada artık sana yer yok. Ve buna rağmen ölmek de yok. Ölüm de benim önümden koşarak ve yürüyerek önümden uzaklaşıyor. Anlamak hep güç. Bıktım artık! Piç kurusu dünya.”

Sigarasını söndürüp izmaritini çöp tenekesine atıp, haline bir kere küfür ettikten sonra açlığının farkına vardı. Sol tarafında sıralanmış dükkanlardan biri olan tavuk döner lokantasına  selam vererek girdi. Lokantada bir garsonla bir döner kesme ustası vardı. Edepli bir şekilde masanın birine oturdu ve siparişini verdi. O bunları yaparken garson ve usta ihtiyarı misafir istemeyen insanlar gibi gözleriyle kesiyorlardı. Acil bir şekilde siparişi hazırlayarak ihtiyarın önüne koydular. Belliydi, bir an önce ihtiyarın kalkmasını istiyorlardı.

İhtiyar yemeğine dalmış tam bitirmek üzereyken sol yanağında inanılmaz bir tokat darbesi ve sesiyle sarsıldı. Ne olduğunun şaşkınlığını üzerinden atamayan ihtiyar son lokmasını ısırıp dönerciden arkasından savrulan küfürler eşliğinde uzaklaştı. Garson ona neden vurmuştu?  Ne oluyordu anlam veremiyordu. Önüne gelen ona zarar veriyor, şiddete ona maruz bırakılıyorlardı.

Dönerciden diğer caddeye saptıktan sonra şehrin meydanının ortasında kocaman led bir ekranda başbakan tarafından imzalanan bir metnin fotoğraf olarak yayınlandığını gördü ve okudu. Metinde şunlar yazıyordu:

Hükümetimizin son yaptığı  araştırmalar sonucunda; ülkenimizin ekonomik ve eğitimsel anlamda problemler yaşamasının sebebinin geçmişte yapılan hatalardan kaynaklandığı, bu hataları yapan baş sorumlu yaş grubunun  ise net bir şekilde 60 yaş üzeri vatandaşlarımız olduğu saptanıp, kamuoyuna sunulmuştur. Bilindiği üzere bu doğrultuda 60 yaş üzeri insanlarımızın güzel ülkemize bu yaşattığı problemlerden dolayı; “görüldükleri yerde hafif bir şekilde korkutulup dayak atılması” başlığı 02.02.2500 tarihinde kölesi olduğumuz  vatandaşlarımızın oylarına sunulmuştur.

Bu oylamanın yani referandumunun resmi sonuçlarına  göre, referanduma katılan vatandaşlarımızın %70’i sorumlu yaş grubuna “görüldükleri yerde hafif bir şekilde korkutulup dayak atılması” başlığına “evet” demiştir. Milletimize hayırlı olsun.

İhtiyar metni okuduktan sonra allak bullak oldu. Sağ gözü seğirir bir vaziyette ilk gördüğü kaldırıma oturarak bir sigara daha yaktı. Dumanı nefis nefis içine çekerken elleri titrer halde “Bu insanlar çıldırmış.” dedi. Ve bu ülkeden gitme vaktinin geldiğine karar verdi. Çünkü hayatı boyunca siyasetten uzak duran, 46’lık raporu nedeniyle oy bile kullanmayan ihtiyar bunu hakketmediğini biliyordu. Ancak yapacak bir şey olmadığını da biliyordu. Bazen bilmek bir şey ifade etmiyordu. Yanı sıra suçsuz olmakta bir şey ifade etmiyordu. Bu anlarda ifade eden tek şeyin hiçbir şeyin ifade etmemesi ve kafanın içinde dalgalanan uğultu olduğunu biliyordu.

Kaldırımdan kalktı, led ekranın dibine yaklaştı. Sanki bir insanın kulağına  bir şeyler fısıldar gibi led ekranın ayağına  aynı muameleyi yaptı. Fısıltı işi bitince bir sigara daha yaktı. Sigarası ağzında sallana sallana kalabalık insan yığınının içerisine karıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş