Esma Gülaçar yazdı:”Tembelliğimizle İmtihan”

TEMBELLİĞİMİZLE İMTİHAN

İnsanoğlu zaafları, zayıflıkları ile  imtihan olacağını hiç düşünemez. Zayıflıklarını keşfedenlerin sürüklediği taraflara gideceğini de.Mesela tembellik ve beraberinde getirdiği tüketim alışkanlığı kişiyi ruhen  yıkıma sürükleyen bir durumdur. Çağımız insanı, tembelliğin kişiyi içten içe yıkan ne büyük bir felaket olduğunun farkında değildir. Özgün fikirleriyle bilinen bir psikoloğun ifade ettiği gibi  “Beden yoruldukça ruh dinlenir”  Konfor alanından çıkmadan, yorulmadan çabalamadan kolay yoldan kazanmanın, başarılı olmanın üzerine saatlerce kafa yoran çağımız insanı, uğraşılarını azalttıkça, hayatlarındaki boş zamanı, boşluğu, belki de uçurumu arttırdıkça düşünceler belli noktalarda tekrarlamaya, takıntılı hale gelmeye, korkular artmaya başlar. Ruh, düşülen boşluğun tetiklediği düşünme eyleminin artışına bağlı olarak yorulur ve tıpkı günümüzdeki tablonun gösterdiği gibi  ruhsal hastalık sayısında büyük patlamalar meydana gelir.  Üşengeçliğin bedeli pek çok alanda ağır faturalarla ödenir. Kendi yemeğini, kendi doğal ürünlerini, doğal ilaçlarını evde yapmaya üşenenler için zehir saçan kimyasalllarla dolu hazır paketli ürünler raflara dizilir, tüketilmeyi bekler. Her şeyin hazırına konma, yorulmama mantığı…Böyle bir mantıkla kişi kendini gerçekte kendini asıl yorgunluğa hazırladığının farkında değildir. Çıkarları doğrultusunda kişilerin bu taleplerini gerçekleştirip neredeyse insanın yaptığı, yapacağı her işin bir kolayını, alternatifini üreten, otomatik ve pasif bir hayata mahkum eden kapitalist sistem ve üretici firmalar bu uğurda acımasızca tüketimi teşvik ederken, doğal kaynakları, doğal dengeyi  acımasızca tahrip ederek  cürümler işlemektedir.Tembelliğimizle imtihan edildiğimizi farkında mıyız?Sorgulamaksızın her önümüze sunulanı midemize indirip, kolayımıza gelen her alternatifi hayatımıza tatbik ettikten sonra yıllar içinde ruh ve beden sağlığımızda oluşan tahribatların etkisiyle sorgulamaya başlarız. Nitekim her çağda insanı özünden uzaklaştıracak, onun zayıflıklarından istifade edecek ve bunun için çabalayacak zihniyetler olacaktır. İnsan, insani istikametini kaybettiği sürece  bunların içinde debelenip duracaktır. Hakikat tek ve değişmez iken neden tarihin her ilerleyen sayfasında yeni bir hakikat arayışına girer ki insanoğlu. Her şeyi sürekli olarak değiştirip yenileme ihtiyacı duyar, her eskiyeni yanlış ve işe yaramaz bilgi olarak görme eğilimine girer ki? Kanaatimce insan kendine her gün yeni bir şeyler katarak kendini yenileyebilmeli, güncelleyebilmeli okuyup öğrenme ve öğrendiklerini hayatına tatbik etme noktasında. Ancak bu, hakikatlerin değişebileceği, geçmişteki her bilginin eskidiği için işe yaramaz olduğu anlamına gelmez. Bir nimet, bir mucize niteliğinde olan insan beyni, durmadan üretip akla hayale gelmeyecek güzellikler üretebilir, üretmelidir de insanlığın yararı için. Ancak bunu  hakikatin ışığı altında yapabilmeli. Onun ortaya koyduğu  kaideleri yok sayarak, kainata karşı cinayet işleyerek ve onun dengesini bozmaya çalışarak yaparsa bu onun kendi sonunu hazırlayacak olan bir yenilikten bir buluştan ibaret olacaktır. Hakkın ve hakikatin rehberliğinde harikalar üretilebilir ama yaratılamaz. İnsan yaratmaya muktedir değildir. Yaratmak Allah’a mahsustur.  Onun meydana gelmesi Allah’ın dilemesi ve yaratması ile mümkün olacaktır. Ancak insanın çabası  kaçınılmaz bir biçimde rol oynayacaktır bu süreçte. İnsan çabaladığının  karşılığını ise bir şekilde mutlaka alacaktır.  Uğruna çabaladığı şey hayır da olsa şer de olsa. Ve öte dünyada uğruna çabaladıklarında hesaba çekilecektir. Bizler bugün ne için çabaladığımızı sorgulamalıyız. Aynı zamanda kendi zaafiyetlerimizi tanıyıp farkına varmalı, onun,  kurulan tuzaklar için birer kapan niteliğinde olduğunu unutmamalıyız.  Tembelliğimiz ve tüketim hırsımız gibi…Farkına varmamız için bize rehber olarak gönderilen öğretilerimizde çalışmanın güzelliği, israfın, çok tüketmenin, ifrat ve tefridin yanlışlığı vurgulanmaktadır.  Ve bu hakikat hiçbir çağda değişmedi. Çünkü insan fıtratı da değişmedi hep aynı kaldı. Üzerinden yüzyıllar da geçse insan oğlu islam fıtratı üzerine yaratılıp dünyaya gönderilir. Ama maalesef nerdeyse taa anne karnında müdahale edilerek insanın fıtratı, tertemiz doğası bozularak kendisine acı çektiririlir.  İnsan haddi aşar. Allah’ın kanunlarına, yarattıklarına müdahale etmeye, onu kendi basit tasarımlarına uydurmaya çalışarak cürüm işler. Ve geri dönüşü olmayan büyük tahribatlara yol açar. İnsanlığın, doğanın, tüm yaratılmışların dengesini bozarak korkunç felaketlere zemin hazırlayarak haddini aşar gafil insan!…

Esma GÜLAÇAR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*