Esma Gülaçar yazdı:”Sahiplenme ki Emanetin Olduğu Gerçeği Canını Yakmasın”

SAHİPLENME Kİ EMANETİN OLDUĞU GERÇEĞİ CANINI YAKMASIN

Planlar yapar, hayaller kurar, yaşamımızın bir sonraki adımını hep kontrol altına almaya çalışırız. Kendimizi öylesine inandırır öylesine  kaptırırız ki hesaba katamadığımız, kontrolümüz dışında gelişen değişimlere adapta olamaz hale geliriz. Oysaki bütün yaratılmışların gaybı bilemeyeceği 1400 yıl önce bildirilmişti. Buna rağmen insan hayatının planladığı istikametten şaşmaksızın devam edeceğini düşünerek yapmak istediklerini büyük bir hırsla gerçekleştirmeye koyulur. Uğruna çabaladıklarımızın karşılığını bir şekilde  alacağımız gerçeğini gözardı etmemekle  beraber, karşılığını bu dünyada alamadıklarımızın bize nasip olmadığı gerçeğini kabullenmemiz gerekir.  “Her şey herkese nasip olmaz” bu söz bile hayatımızda çok şeyi değiştirebilir. Sahip olduğumuz güzellikleri görmemizi sağlayıp sahip olamadıklarımıza odaklanmaktan bizi kurtarabilir.  Emin olun ki kanaat, şükür ve tevekküllün bize vereceği rahatlığı, iç huzuru başka hiçbir şey veremez.  Tüm bunları hayatımıza  geçirebildiğimizde  nasibimizde olmayan şeylerin ardına düşmeyi ve  pişmanlıklar girdabında geçmişte yaşamayı bırakıp yapabileceklerimizi görmeye başlarız.    İnsan psikolojisi kaybettiklerini kabullenip tolere edebilmek için zamana ihtiyaç duyar. Zaman ezelden beri şaşmaksızın yaraları iyileştirme,  kayıpları telafi etme görevini sürdürmektedir. Zamanın, insanın biyopsikosoyal gelişimi üzerinde oluşturduğu değişim onun ihtiyaçlarının ve tercihlerinin de değişmesine neden olur. Yani bir zamanlar kaybettiklerimiz ve  üzüldüklerimiz, kaybımızın üzerinden geçen zamanın etkisiyle gülüp geçebileceğimiz durumlar haline gelebilir. Yada bir zamanlar fazlasıyla ihtiyaç duyduklarımız, ulaşmak için çabaladıklarımız zamanla ihtiyaç duymadığımız, önemsemediğimiz bir konuma düşebilir. Siz buna ister  zamanın  travmaları iyileştirici etkisi, ister  duygu ve düşüncelerimiz üzerindeki değişimi, isterseniz de insanı  olgunlaştırma işlevi deyin. Ne derseniz diyin  zamanın bizi bir şekilde değişime götürdüğü bir gerçek.  Tabi değişimimizin ne ölçüde, ne boyutta ve ne şekilde olacağı bizim yaşam tecrübelerimiz, maruz kaldıklarımız ve bilinçli çabalarımıza bağlı. Kendini olumlu yönde geliştirmek için çabalayan insanın değişimi, daha doğrusu gelişimi onun çabalarının ölçüsünde yol alacaktır. Her türlü yenilik ve gelişime kapalı kendi kalıplarından çıkmamak için direnen kişilerin  değişimi ise hiç şüphesiz daha yavaş ve daha az belirgin olacaktır. Ama tercihler, hobiler, zevkler, beğeniler ve uğraşılar her yaş grubunda biyolojik ve psikolojik gelişimin etkisiyle belirgin değişimlere uğrayacaktır.   

 Zamanın üzerimizdeki değişim etkisi, hayatımızdaki her şeyin gelip geçici olduğu gerçeğini kanıtlıyor.  O yüzden hiçbir  zaman tamamen sahip olamadığımız hayatımızın bütününe körü körüne bağlanmamayı öğrenmemiz gerekir. Bunu başardığımız takdirde bize ızdırap olarak dönecek olan pek çok yanlışa kapılarımızı kapatmış olacağız.”Andolsun, sizi biraz korku, (biraz) açlık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.”(Bakara   suresi  155. ayet)  gerçeğini içselleştirebilseydik hayatımızdaki her şeye emanet nazarıyla bakıp onu körü körüne sahiplenme, tekelimize alma yanılgısına düşmezdik.        Birçoğumuzu derinden sarsan dünyevi  musibetler neden dünyaya daha az ehemmiyet veren onun faniliğini idrak etmiş kişileri daha az sarsar, daha zor yıkar diye hiç düşündük mü? Kendimizi sorgulayabilirsek  baki olmayan, zaten bize bir şekilde, bir süreliğine veya ebediyyen veda edecek olan, imtihan olabileceğimiz  her şeye sıkı sıkı tutunarak kayıplarımızı travmatik hale getirdiğimizi, acılarımızı yüreğimizde  daha uzun süre misafir  ettiğimizi, insan gibi eşref- i mahlukat olan bir varlığı fazlasıyla sahiplenmenin, bütünüyle kontrol altında ve  belli kalıplarda tutmanın imkansız olduğunu, aynı zamanda büyük cürüm olduğunu çok net  görmüş oluruz oysaki. Öyle ya biz kimiz ki kulluk gibi bir vazife için, büyük bir imtihan için dünyaya  gönderilip her anı kayıt altına alınan, yaradanı ile irtibatı devam eden, kader planını göremediğimiz bir varlığı, insanı sahiplenmek gibi bir hadsizliğe kalkışalım.   Maalesef çoğu kez bunu gafilane yapar  insanoğlu .  Yapılan her türlü hataya rağmen yaşanan travmaların zamanın akışıyla o güçlü etkisini yitirmesi,  yaşama tutunma, yeniden ayağa kalkabilme, acılarımızı unutabilme  mekanizması rahmanın en güzel tecellisidir. Biz yeter ki bu mükemmel mekanizmanın işleyişini  zorlaştırmayıp uzatmayalım.  Sebepleri suçlamak yerine sebeplerin hikmetlerini anlamaya çalışalım nasıl bakarsak, baktığımızın yansıma ile bir şekilde karşılaşacağımızı unutmadan. Adaletsizliklere göz yummamakla beraber   yaşanan musibetlere hikmet penceresinden bakmayı başardığımız, suçlamayı bırakıp affetmeyi öğrendiğimiz zaman  üzerimizdeki negatif duyguların ağırlıklarından kurtulabiliriz. Aksi halde kaybettiklerimizi kocaman bir yük gibi bir ömür taşımaya devam edeceğiz. 

Zihnimizde birer fazlalıktan ibaret olan hırs, öfke, nefret gibi yüklerden kurtulamadığımız sürece hafifleyip huzuru tadabilmemiz çok zordur.  Hırs ve hükmetme güdüsünün  gerçeklere kör olmamıza yol açacak kadar gözümüzü karartarak sonumuzu hazırladığını,  haddinden fazla değer biçtiklerimizin imtihanımız olacağını unutmamalıyız.  Yaşamımızı her yönüyle kontrol altına alamayacağımızın bilincinde olarak yaptığımız planlara nasip çerçevesinde anlam yüklemeli, haksızlıklara direnirken haksız yere kaybettiğimiz haklarımızın heba olmayacağı gerçeğini düşünüp kendimiz heba etmeyerek Allah ın rahmet deryasından üzerimize yağacak olan damlaları tevekkül ve teslimiyet ile beklemeliyiz…

Esma GÜLAÇAR 
#sahiplenmekiemaetinolduğugerçeğicanınıyakmasın#esmagülaçar#yazmakbirtutkudur#düşünceyazılarım#bağlanmahiçbirşeyekörükörüne#gereğindenfazlasahiplenme#herşeyingerçeksahibiniunutma#tevekkülengüzelterapidir#faniolanherşeyevedaedeceksin

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*