Esma Gülaçar yazdı:”İyi Kötü Ayrımımında Sıkışan İnsan”

İYİ KÖTÜ AYRIMINDA SIKIŞAN  İNSAN 

Sebepler sonuçları sonuçlar sebepleri doğurur. Bir yerlerde birilerinin bozduklarını birileri tamir etmeye çalışır. Birileri sürekli yıkım ve  tahribat yaparken birileri de yıkmaktan çok daha zor olanı,  yapım ve tamiratı, yapar durur. Bir denge bir döngü içinde… Bir yerde şöyle bir söz okumuştum: “Zor zamanlar güçlü insanları doğurur. Güçlü insanlar rahat zamanları yaşatır. Rahat zamanlar zayıf insanlar üretir.Zayıf insanlar zor zamanları getirir.Ve dünyanın döngüsü böyle sürüp gider…”Böyle bir döngünün içinde külli ve cüzzi iradeyle ilerleyen kader programında kendisine biçilmiş olan başrolü imtihan meydanında oynayan insanları iki grupta sıralamaya  başladım:”tahrip edenler”  ve  ” tamir edenler”Bir tarafta kolay olanı ve kaybetmeyi seçenler, diğer tarafta zor olanı ve kazanmayı seçenler,kolayı seçerek yaşamı zorlaştıranlar ve zoru seçerek yaşamı kolaylaştıranlar, içlerindeki nefretle dünyayı karanlığa boğanlar ve içlerinde sevgi ile  karanlık dünyaları aydınlatanlar,yaralayanlar ve yaraları saranlar…..

Böylece akar gider iki zıt kutbun tasvirleri zihnimde başrolünü oynadığım yaşamımın gerçekliğinde bu kategorilendirmeyi yaparken ne çok kişinin iki kategoriye girmediğini de  farkettim aynı zamanda. Pek çok insan ya hep karanlık yada hep aydınlık yayan bir kesit değildi.Hayatı siyah yada beyaz olarak görüp griyi göremeyenler,  “ya hep ya hiç” ci olanlar hariç olmak üzere.Etkisi altında kaldığımız ve etkilendiğimiz sosyal çevremizde zihnimize aldığımız, benimsediğimiz yada zihnimizden çıkardığımız her gün belki de yüzlerce fikir ve  bakış açısına maruz kalmaktayız.Beyin her insanda  alfa, beta, teta ve delta dalgalarının farklı boyutunda çalışır.  İnsan beyninin hangi dalga boyutunda çalışacağı onun şahsiyetine, bilgi düzeyine, hangi derecede fikir yürütebildiğine ve hangi derecede  aldığı bilgi ile düşünce şekillendirdiğine bağlı olarak kendini gösterir. Yaratılan her insan düşüncesi, bakış açısı, algılayış şekli ile birbirinden cüzzi de olsa fark gösteriyorsa bizler bu farkları tecrübe ettikçe uzun süreli sabit, değişmez bir tutum içinde kalamayabiliriz.

 Yaşam öykümüzün diğer karakterleri ile olan  etkilenimimize  bağlı olarak verdiğimiz tepkiler kimi zaman yıkıcı kimi zaman yapıcı olabilmektedir.Bunun dozu nihayetinde insanları iki farklı grupta değerlendirmemize neden olur.Ancak,  insanların ölüm kapısına kadar tek bir grupta, tek bir sınıfta kalıp kalmayacağına bizim karar veremeyeceğimiz ve bunu hiçbir zaman tam anlamıyla bilemeyeceğimiz gerçeğini göz ardı ediyoruz. Ve bu yüzden insanları  çok kolay kategorize ediyor, etiketliyor, damgalıyor, çok rahat psikiyatrik teşhis koyuyor, ötekileştirip dışlayabiliyoruz.Buna karşın anlamaya çalışmak,  tepkilerimizi gözlemleyerek kendimizi okuyabilmek çok azımızın yapabildiği bir şeydir belki de.Sorun yumağı haline gelmiş insanları anlama çabası pek çok insanı zorlayan bir şeydir çünkü. Ancak bunu başarabilmek için vuku bulan hadiselerin iç yüzüne vakıf olmak şart değildir. Önyargılarımızdan, etiketleyici tutumumuzdan, hırsımızdan  ve kibrimizden, sorumsuzluğumuzdan   arınmamız;  bizi esir alan öfkemizi gemleyebilmemiz, boşalan sevgi depolarımızın dolması için boş kalan sevgi depolarını, sevgi dillerini keşfedip konuşarak  doldurmamız  büyük oranda yeterli olacaktır.Gözardı etmememiz gereken bir diğer husus ise işlenen hatanın farkında olup olmamaktır. Hatasız gelişmenin mümkün olmadığı bir döngüde hataya karşı gelişen farkındalık  iyi kötü ayrımını sekteye uğratan bir durumdur.Tekrarlandığı halde yapılan hataların  farkında olarak bundan kurtulmaya çalışmak bile çok büyük bir erdem olabilir!Bu yapılan hatalarla barışık olunmadığı, onunla mücadele edildiğini göstermez mi? Böyle iken insanlardan birer melek olmalarını bekleyip hatalara sıfır tolerans göstermeyi ilke edinmemiz, affetme erdemini gösterebilmede her geçen gün zorlanır hale gelmemiz, tahammülsüzleşmemiz de sorunları çözümsüz bırakmaya neden olur.İnsan ilişkilerini kopma noktasına getiren sorun odaklı, karamsar ve esnek olmayan bir bakış açısı aynı zamanda kendi kusurlarımızı görmemizin önündeki bir engeldir de.Tahammülsüzlüğü pekiştiren mükemmeliyetçiliğin  kişinin kendinden başlayarak yakın çevresinden yayılan halkadaki tüm herkesi yıpratma gibi bir neticesi vardır.Günümüzde geçimsizlik ve onun netice verdiği şiddet, yıkım biraz da tahammülsüzlüğün, küçük sorunları tolere edememenin, görmezden gelememenin, tabiri caizse pireyi deve yapmanın neticesidir.

Tahammül ve sabır tecrübe biriktirerek  ilerleyen yaşlarda büyük oranda artış gösterebilir.Ancak  tahammül sınırını genişletecek bir diğer unsur belki de en önemli güç ” Sevgi” dir. Sevgi açlığı ile boşalan sevgi deposu bir insanı duygusal açlıktan duygusal kansere kadar götürüyorsa o insanın yapacağı tek şey yıkım ve tahriptir.Göremediği ve açlığı ile kıvrandığı sevginin yerine öfke ve nefreti yansıtacaktır. Kadınlar, çocuklar, hayvanlar, gibi kendinden güçsüz olanları ezecektir.Rahmanın vedud isminin tecellisi olan sevginin gücü ile bir çok zorluğu göğüsler pek çok sorunu tolere eder, ona tahammül ederiz.Tüm bunları görebilmek o kadar da zor olmamalı.Bunun gibi pek çok detayı, muazzam yaratılış sistemimize yerleştirilmiş olan sezgi gücüyle, hislerimizle çok kolay okuyabiliriz.İnsanlar dışındaki canlılar sezgileri, güdüleri ile fıtratlarına aykırı davranmadıkları için doğru hamlelerle yaşama tutunmayı çok iyi başarırlar.Ama insanoğlu fıtratını okuyup ona uygun davranabilmeyi başaramaz çoğu kez. Belki de dışardan gelebilecek tüm yönlendirmelere açık bir zihin yapısına sahip olan insan, katlanarak öğrendiklerini his ve duygu dünyasının üstüne örtüp onu göremeyeceği hale getirdiği için    isabetli adımlar atmayı ancak biriktirdiği acı tecrübeler neticesinde öğrenir.Kendi fıtratımızı, duygularımızı, hislerimizi, sezgilerimizi okuyup gerekli biçimde yönlendirebilmeyi başarabilirsek, kendimizi tanıyabilirsek, karşımızdaki insanları, her biri ayrı bir dünya olan insanları anlayabilmemiz, çözümleyebilmemiz imkansız olmayacaktır.Anlamaya çalışmadan kestirip attığımız her bir insan anlaşılma çabamızı sonuçsuz bırakan birer insan olarak karşımıza çıkabilir.Bu döngüye sevgiyle  kattıklarımız da, bu döngüden nefretle kopardıklarımız da bir yerlerde gelip bizi bulacaktır….Esma GÜLAÇAR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*