Esma Gülaçar yazdı:”İsraf Etmek İnsanlığı ve Kainatı”

İSRAF ETMEK İNSANLIĞI VE KAİNATI

İsraf edilenler…Nimetler, duygular,  ve nice  hayatlar. Acımadan tükettiğimiz her şey yokluğu ile bir gün terbiye eder bizi. Bugün israf ettiğimiz her şey yarın muhtaç olacaklarımıza birer aday iken  ne çok tüketir hale geldik sahip olduğumuz her güzel şeyi, her nimeti, her hasleti, her güzelliği.Ne çok değersizleştirdik,  acımasızca tahrip ettik, görmezden geldik bize bahşedilenleri. Kıymetini bilemedik bize sunulan ikramların, lütufların.Her kazandığımızla bir öncekini dışladık  eski diye. Oysaki bazı şeylerin eskisi, kadim olanı onu sağlam ve sarsılmaz kılıyordu dostluk gibi sevgi gibi…Verilen her nimet şükrümüzü arttıracağına daha iyisini daha fazlasını istemeye sevketti bizi.   Bir toplumda israfı içinde barındıran lüks ve şatafatlı hayat özendiriliyorsa o toplumda kısa vadede adaletsizlikler ve ekonomik düzeyler arasındaki uçurum, uzun vadede ise yoksulluk boy gösterecektir. Günümüzde israfa konu olan sadece yiyip içtiklerimiz değildir. Artık pek çok şey israf edilir oldu. Ölçülü ve dengeli bir yaşamın hayati önemi unutularak, unutturularak her şey uçlarda yaşanmaya, her yeni deneyim yaşanması gerekliymiş gibi algılanmaya başlandı.  Aile hayatından kainatın doğal dengesine kadar pek şey ifrat boyutuna varılarak harcanmaya başlandı.   İnsanoğlu öylesine barbarlaştı ki para kazanma uğruna doğanın ekolojik dengesini de alt üst etti. Sanayileşme ardından ise teknolojik gelişmelerle hız kazanan üretim, tüketim hırsı ve teşvikininde etkisiyle  ham maddeleri acımasızca israf etti. Sonra ne mi oldu? Günümüz gerçeklerini bir bir sıralayalım. Artık:-Doğaya bırakılan  zararlı atıklar suyu havayı, toprağı ve tüm canlıları zehirlemektedir-Ormanlar tahrip olup pek çok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır-İklim değişikliği hayvan ve bitkilerin biyolojik ritmini bozarak nesillerini tehlike altında bırakmaktadır-Bir yandan tatlı su kaynakları  tükenirken diğer yandan ozon tabakasının delinmesiyle buzullar hızla çözünmekte, okyanus seviyesi yükselmektedir.-Zararlı hale gelen güneşteki UV ışınları mutasyon ve kanserleri arttırmaktadır.-Doğum kontrol hapları ve yapay östrojen hormonu içeren kimyasal ilaçlar hayvanların doğal yaşam alanlarına karışarak onları kısırlaştırmakta ve eşcinsel hale gelmelerine sebep olmaktadır. -Katkı maddeleri, deterjanlar, aromalar, bazı tıbbi ilaçlar ve sentetik yiyecekler kadınları erkekleştirip erkekleri kadınlaştırmakta ve kısırlaştırmaktadır. Kısırlaşan insanlar yapay çocuk üretmeye, insanlık robotlaşmaya doğru gitmektedir.-Aromalar, lazer ışınları, bazı ses titreşimleri ve yankılanmalar 2 kıvrımlı DNA molekülünü çözerek 12 kıvrımlı hale getirmektedir. Ve insan sonu nereye varacağı bilinmeyen bir değişimin içine girip insani özelliklerini kaybetmeye başlıyor. Felaketler böylece sıralanıp gidecek ve ekolojik kıyametine kendi eliyle  zemin hazırlayacak belki de insanoğlu.   Kişi, şeytan ile olan savaşında  dünya nimetleriyle aldatıldı. İnsanın bitmek bilmeyen emelleri, sınır koyamadığı aç gözlülüğü onu tamiri mümkün olmayan felaketlere sürükledi. Nimeti, rızkı, zenginliği sadece ve sadece kendi çabasıyla elde edebileceğine inandı. Bu uğurda her şeyi yapmaya devam etti. Doymak bilmeyen nefisleri tatmin uğruna, ferasetsiz şuursuz beyinler doyurmaya çalıştı belki de aç gözleri. Oysaki metalar gözü doyursa da kalbi ruhu aç bırakmaya devam ediyordu.  Daha dar ve sosyal bir  pencereden olaya bakarsak; hep isteyenler, doymak bilmeyenler, veren değil  alan el olmaya alışmış olanlar  tam anlamıyla anlayamadılar kalplerinin ne ile doyacağını, ne ile ebedi zenginliğe ulaşacaklarını…Tüketilerek yok olmaya mahkum metaları tüketip bitirdikçe yenisiyle ve daha fazlasıyla boşalan yerleri doldururlar ama bomboş kalplerini ne ile dolduracaklarını bilemezler.   Madden doyduktan sonra manen de huzur bulacaklarını sandılar. Sevgi, saygı, güven, sadakat, dürüstlük gibi pek çok erdemi, huzuru çağın putu olan para ile  elde edebileceklerini, kaybettirdikleri güveni, saygınlığı yine onunla, kendi dünyalarında sihirli değnek olarak gördükleri para ile geri kazanabileceklerini sandılar. Bazı şeylerin geri dönüşünün çok zor yada imkansız olabileceğini düşünemez para odaklı gören, düşünen, hissedenler. Bunlar bazen cimrilik,  tutumluluk ve israfı da  birbirine karıştırırlar. Pazarda ekmeğini taştan çıkaran gariban bir  köylüyle  1-2 kuruş için pazarlık ederken lüks kafelerde bir bardak kahveye 15-20 lirayı kolaylıkla verebilirler. İşte bu davranış, bazı değerleri içselleştirememenin, tam manasıyla kavrayamamanın bir neticesidir. Biz yaptığımız israflarla sadece kendimize değil kendisiyle bağlantılı olduğumuz  tüm kainata da zarar verdiğimizin ve bundan dolayı rabbimize karşı sorumlu olup hesap vereceğimizin bilincinde olursak bu kavramları tam manasıyla davranışlarımızda oturtmuş olacağız. Parayı putlaştırmamak için tetikte kaldığımız sürece tüketim hırsımızı kontrol atına alabileceğiz. Kul hakkından tir tir titreyebildiğimiz takdirde insanlığın zararına değil yararına çalışabileceğiz. Kainatın muazzam dengesini bozmanın ne büyük bir katliam olacağını görebildiğimiz takdirde yerdeki küçücük bir böcekten en yırtıcı hayvana kadar tüm canlıların hakkını hukukunu gözetir hale gelebileceğiz. İnsan olarak vazifelerini idrak edebilenler rabbine karşı haddini ve sınırlarını bilecek olanlardır…

Esma GÜLAÇAR 
#israfetmekinsanlığıvekainatı

#esmagülaçar

#düşünceyazılarım

#hebaettiklerimiz

#ekolojikkıyamet

#tüketimhırsı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*