Esma Gülaçar yazdı:” Putlarından Gafil İnsan “

PUTLARINDAN GAFİL İNSAN

Kendi çapımızda ilerlerken öğrenmenin ve gelişmenin sonu olmadığını görürüz garip bir biçimde. Bu yüzden midir ki her günü biribirine denk olan ziyandadır der o yüce nida. Öğrenip sorgularken daha çok düşünmeye başlar. Daha çok dert ederiz.  Gerçeklerin korkutuculuğunun kendisini  esir almasına izin verir kimilerimiz. Heleki erdemlerini yitirmemiş  sorumluluk bilincine sahip kişilerde gözlerinin önünde cereyan eden acımasız gerçekleri görmezden gelmek mümkün değildir. Görmezden gelmek bencillerin, cahillerin, vicdansızların niteliğidir.  Bazen “keşke  umursamaz olabilsek” diye  bir  dilekte bulunurken olup biten her hadiseye bananeci bir tutum sergileyen insanların sahip olamadıkları, mahrum kaldıkları ne çok güzelliğe  sahip olduğumuz  için  onlardan farklı olduğumuzu düşünemeyiz. Biz sadece üstesinden gelemediğimiz belki de doğru biçimde algılayıp değerlendiremediğimiz acılarımızdan kurtulmaya odaklanırken acının manasını ve yaşanmışlığının bağlandığı değerleri göremeyiz.  Sahip olduğumuz yada başkalarına ait olan acıların bizde yarattığı sıkıntıları doğru algılamaktan bahsetmişken bunun fark edilmesi ve değiştirilmesi halinde yaratacağı içsel huzuru belirtmek gerek. Kendi düşünce dünyamızla pek çok  şeyi yorumlar, şekillendirir ve yaşarız. Geçmiş yaşantılarımızdan yaşadığımız ana kadar bir gelişim içinde  kendine has bir çehre oluşturan kişiliğimizin, duygu ve  düşünce dünyamızın, benliğimizin  olaylara vermiş olduğu tepkiyi, manayı değiştirmek mümkün. Bir çoğumuz farkında olmadan maruz kaldığımız her türlü işitsel ve görsel  mesajların bilinçaltımıza yolladığı kalıplara göre olayları değerlendiriyor olabiliriz. Yanlış algılama ve değerlendirmenin farkına varıp onu doğru olanla değiştirdiğimiz takdirde olaylara bakış açımız muazzam bir değişikliğe uğrar.  Kendi irademizin sadece bizim kontrolümüzde olduğunu, birileri tarafından değiştirilemeyip yönetilemeyeceği gibi bir yanılgıya düşmüş olabiliriz.  Oysaki yeterince muhafaza edemeyip her tür tehlikeye açık bir şekilde saldığımız irademiz mutlaka bir gün tuzağa düşecek ve özünden kopmanın bedelini ödeyecektir. Bizler de  günlük sıkıntılarımızla başetmekte zorluk çekiyorsak dönüp nedenlerini irdelememiz lazım.  Sağlık, sosyal, siyasal, psikolojik, dini.. kısacası her alanda devamlı olarak; mesaisi bitmeyen, durup dinlenmeden bizi mahvetmenin planlarını yapan  şeytanların ve şeytanlaşmış insanların hedefinde olacağız. İnsan, rotasını kaybettiği an kendisi bekleyen avcıların pençesine doğru hızla koşar farkında olmaksızın. Kişi, ayetin bildirdiğinin tersine olarak kendisin başı boş bırakıldığı ve dilediği gibi rotasını değiştirebileceğini zannettiği sürece kendi eliyle kendini ziyan etmeye mahkûmdur.   Bizler rabbimiz tarafından bize rehber olarak sunulanların öğretilerinden uzaklaştıkça biyolojik ve ruhsal sağlığımızı, varlığımızı, huzurumuzu hedef alan şeytani güçlerin pençesinde kıvranıp duracağız. İnsan gaflet uykusundadır derler. Gerçekleri, hakikatleri görmek herkese nasip olmaz. Bizler de noksan kulluğumuzla, noksan insanlığımızla gerçekleri görünceye, uyanıncaya kadar pek çok zayiat vermiş oluyoruz. Uzun zaman önce kendi ellerimizle yarattığımız ve kendisine yüklediğimiz manadan bile habersiz olduğumuz simgesel putlarımızın etkisiyle bize sunulan pek çok şeyi, Allah adına  sorgulamaksızın hayatımıza yerleştirmeye başladık.  Doğallığımızdan, doğal olandan, özümüzden  uzaklaştıkça uzaklaştık. Uzun vadede bize vereceği zararları düşünmek yerine kısa sürede zararını görmediğimiz pek çok şeyi kullanmaya ve tüketmeye, pek çok telkini almaya, kendimize, ruhumuza, bedenimize pek çok vahşeti uygulamaya, bize empoze edilen yanlışları sürdürmeye devam ettik gafletimizin perdesi altında hiç farkında olmadan. Nasıl farkına varalım ki daha kırmadığımız putlarımız olduğu gibi duruken…Putlarını kıramayan hayvani ruhtan kurtulamaz denir.  Biz insani mertebeleri aştıkça hakikat bize görünecekken farkında olmadan, gafilane putlaştırdıklarımızı zihnimizden ve gönlümüzden çıkaramadıkça hakikatleri görmemizi sağlayacak olan kalp gözümüzün açılmasını bekleyemeyiz.  Çağımızın putları, modern insanın putları..Eskiden Lat, Menat, Uzza vardı. Kabilelerin  Aşk tanrıçası , gök tanrı, yer tanrı, ana tanrıça.. gibi bir çok putu vardı. Günümüz insanlarının putları ise para, akıl, bilim, lider, örgüt, şeyh, ırk, nefis, enaniyet, kadın, güzellik, rahatlık, makam… diye sıralanır gider.  Ne kadar da rahatız öyle değil mi? cenneti garantilemişiz gibi. Eski çağlarda yaşamın, hakikatlere ulaşmanın zor olduğunu düşünürken kendi çağımızdaki şeytanları tanıyamıyor, şirk batağına yuvarlanmak üzere olduğumuzu bile farkedemiyoruz. Ne zaman unutturdular bize her daim teyyakuzda olmayı?Ne zamandan beri bu kadar enaniyet koktuk,  sorumluluklarımızı yok sayacak kadar bencilleştik??. Kendimiz için yaşamak kendimiz için  yaşamak!!!  Durmadan bize bu telkinleri vererek benliğimizi putlaştırılmanın eşiğine getirdiler. Bırakın her an sorgulayıp teyakkuzda olmayı, çalışmadan, çabalamadan  bir şeyler elde etmenin derdine  düştü insanoğlu. Yeter ki rahatları bozulmasın diye herşeyin en kolayını seçerek yine birilerinin avı olmayı başardılar.  Yediği lokmanın haram olması, dolayısıyla ona maddi manevi zarar verecek olmasını önemsemez hale geldi insanlar.  Yorulmadan, uğraşmadan alıp tüketmeye odaklanırken.  Bir süreç içinde zaman; ihmalkarlığın, tembelliğin, duyarsızlığın intikamını almaya başladı. Ruhumuz daraldı, bedenimizden hastalıklar eksilmez oldu. Biz çizgimizden saptıkça pusuda bekleyen şeytanlarımızın avı olmaya devam ettik, devam edeceğiz. … Esma GÜLAÇAR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*