Begüm Burak yazdı: “Didem Madak “

28 Ekim 2019 Begüm BURAK 0

Modern Türk edebiyatında “kadın şair” denince akla gelen en önemli isimlerdendir Didem Madak. Genç yaşta yakalandığı amansız hastalığa yenilen Didem Madak kendi deyimiyle “ütüsüz ve buruşuk bir ruhun” şairidir. *** “Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca;  alt katında uyumayı bir ranzanın,  üst katında çocukluğum…  Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden,  ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı;  aşk diyorsunuz,   limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!  -Siz Aşk’tan N’anlarsınız Bayım? – Didem Madak Hayatı 1970 yılında hayata gözlerini açan Madak 38 yaşındayken kolon kanseri sebebiyle hayata gözlerini yumar.Annesi vefat ettiğinde Didem Madak 12 yaşındadır. Madak’ın şiirlerinde annesine olan hasretin izlerini görebiliriz: *** On dört yaşındaydı ruhum bayım ….

Özgür Günsay yazdı: ” YORUMAK DA YORULMUŞSA “

2 Ekim 2019 Özgür GÜNSAY 1

Nasıl desem, hani biz böyle hep yorgunuzdur ama insanlara başka bahaneler buluruz ve insanlar üsteler ya, ve biz anlatmaktan da yorgun olmuşuzdur. Anlamayan insanlar üsteler ve neyimizin olduğunu sorarlar. Herkese ayni şeyleri anlatmak yerine yorgunum diyerek geçiştiririz. Böylelikle geçiştirdiğimiz tek şey galiba kendimiz. Kendimizi bazen de böyle herkese anlatıyoruz. Bizi bilene hatta bilmeyene bile. Kendimizi orada apaçık üryan ederek karşımızdaki her neyse ya da her kimse çırılçıplak ona vücudumuzu sergileriz. Onun işaret parmağından tutar ve bak burada da böyle bir yaram var deriz. Onlar yaraya dokunmaktan bıkmazlar ama biz bir yerden sonra herkesin dokunduğu yaradan hiç kimsenin deva olamayacağını anladığımızda iş işten ….

Sema Levent yazdı: ” HADİ BİRAZ İNSAN OLALIM “

28 Eylül 2019 Sema LEVENT 2

Hayat serüvenine bir su damlası olarak başlayan insanoğlu, doğar, büyür ve ölür. Bu basit döngü “yaşam” olarak isimlendirilir. Peki insan gerçekten bu kadar basit bir mahluk mudur? Yoksa basit olmak veya olmamak onun elinde midir? Çünkü doğmak, büyümek ve ölmek tüm canlılarda görülebilen bir döngüdür. Demek ki insanı insan yapan çok farklı değerler olmalı. Bu değerlerle donatılmış olarak doğan insanoğlu ya bir hazine avcısı hassasiyetiyle şahsında bulunan bu cevherleri ortaya çıkarır, onlarla değerlenip, eşref-i mahluk olur ya da surette insan olarak yaratılmış olsa bile sirette insan olma vasfını kazanamadan hayata veda eder. İnsan olarak doğmak elimizde olmasa da insanca yaşamak ….

Tuğba Şahin yazdı: “DİCLE’NİN KUZULARI “

25 Ağustos 2019 Tuğba ŞAHİN 0

Prof.Dr.Haluk Dursun‘un ardından….. Öncelikle ülkemizin, milletimizin,tarihe ve arkeolojiye essahlıca gönül veren tüm vatanperestlerin başısağolsun. 20 Ağustos akşamı teessürle öğrenilen acılı haber ,benim içinde hasar vericiydi.Ertesi gün Prof.Dr.Haluk Dursun için Galatasaray Lisesi’nde öğrencilik yıllarına ithafen konuşma programı düzenlendi. Ardından naaşı Sultanahmet Camii avlusuna getirildi. Cenazede erkenden geldiğimden güvenlikleri aşıp ailesi ile sohbet etme imkanı buldum.Aniden, beklemediğimiz, maruz bırakıldığımız haberin arka planında görünmeyen ‘derin devlet’ izlerinin var olabileceği şüphemizi tartıştık. 2010 yılı 1001 Alim Sergisi vesilesi ile Avrupa Yakası’na daha sık geçerek İstanbul gelişmelerinin bizzat içerisinde yer almaya başladığım Hipodrom; eskiden bugüne tarihi ve politik konuma sahiptir.Turistlerin daha sık ziyarette bulunduğu Ayasofya ….

M.Nihat Malkoç’un kaleminden “BAYRAK ŞAİRİ: ARİF NİHAT ASYA”

1 Ağustos 2019 M.Nihat MALKOÇ 1

Acı Hayatın Tatlı Meyveleri…             Türk şiirinin çok mühim simalarından biri olan Arif Nihat Asya, 07 Şubat 1904 tarihinde Çatalca’ya bağlı İnceğiz Köyünde doğmuştur. Şair, doğum yerini bir şiirinde şu mısralarla açıklar: “Nerelisin diye soruyorlar: / İnceğiz köyünde doğmuşum…/İnceğiz’i Çatalca’ya,/Çatalca’yı İstanbul’a bağlamışlar… /İstanbullu olmuşum.”             Arif Nihat Asya, babası Zîver Efendi’yi, doğduktan bir hafta sonra kaybetmiştir.  Asya’nın asıl adı Mehmet Arif’tir. Ailenin tek çocuğuydu. Küçük yaşta yetim kalan Mehmet Arif, dedesi İbrahim Tevfik Efendi’nin himayesinde büyümüştür. Annesi de evlenince bir anlamda hem öksüz, hem de yetim kalmıştır. Babaannesi ölünce de köyünden ayrılarak, bir çeşit göçebe hayatı yaşamıştır. Fakat o, çocuk ….

Çetin Altungüneş’in kaleminden: ” LEONİD MARTYNOV

24 Temmuz 2019 Çetin ALTUNGÜNEŞ 0

LEONİD MARTYNOV Kızının resmini yapıyorduRessam.Ama kızı,Ay ışığı gibi,Süzülüp kaçtı tablodan,Oğullarının resminiYapmak isteyince bir de baktı kiAlabildiğine uzanan bahçeler yapmışVe bir de bülbülBahçelerin içinde.Haykırdı dostları hep bir ağızdan:”Bir şey anlamadık biz bu tarzdan!”Beni tanımıyorlar, dedi kendi kendine,Ve oturupKendi resmini yapmaya karar verdi.Ve bir ışık süzüldü karanlıklardan…Görür görmez haykırdılar”Biziz bu yaptığın!”Bu şiir, 1905 doğumlu Rus şairi Leonid Martynov’un ”Ressam” adlı şiiridir. Bir demiryolu memurunun oğlu olan Leonid Martynov, ilk şiirlerini 1921 yılında yayınlamaya başladı. Bu şiirler, şairin düş gücünün atılganlığıyla dikkati çeker. 1930’larda tarihsel baladlar yazdı. Folklor ve etnografi bilgisinin temel alındığı bu şiirlerde Rus Halk şiiri vezninin bazı eski biçimleri kullanılmıştır. ….

M.Nihat Malkoç yazdı: ” ŞAİR ABDURRAHİM KARAKOÇ’UN ARDINDAN… “

19 Temmuz 2019 M.Nihat MALKOÇ 0

Ölümle birlikte hayatın kepenklerini kapatırız farklı bir boyuta geçene kadar… Fakat insana verilen sonsuz yaşama arzusunun elbette bir karşılığı vardır ötelerde. Lezzetleri acılaştıran ölüm, en büyük adalettir aslında… Zira hiç kimseyi ıskalamaz. Makamımız, mevkimiz, şöhretimiz, zenginliğimiz her ne ne olursa olsun o, vakti gelince mutlaka uğrar kapımıza. Efendi-köle ayrımı yapmaz. Ölen kişi bir yanımızı da alır götürür beraberinde, ortak hatıralar toprağa taşınır bir anlamda. Dünyadaki kişi, ölen dostuyla birlikte ortak paylaşımlarını da toprağa gömmenin derin acısını ve sızısını yüreğinin derinliklerinde hisseder. Bu durum, geride kalanların acısının katmerleşmesi neticesini de beraberinde getirir.             Ölüm, diriler için bir ayna hükmündedir. Ölümlere üzülmemiz ….

Arif Olgun Yeşilyurt yazdı: ” İSMET ÖZEL’İ ANLAMAK “

25 Nisan 2019 Arif Olgun YEŞİLYURT 9

Şiiri ve Fikriyatı Üzerine İsmet Özel gelenekçi – modernist karşıtlığının ötesinde şiirdeki imgeyi bütüncül bir bakış açısıyla ele alan şair/yazarımızdır. Özel’e göre iyinin,  doğrunun ve güzelin anlatılmasında sözlü dil yetersizdir ve ‘üst dil’ olarak tanımladığı şiir doğmuştur. Şairin şiirlerindeki mısralar, hak aramak için, Süleyman’ın huzuruna duran bir karınca gibi korkusuzdur. Çünkü Özel’e göre şiir, ‘başkaldıranların ve haksızlığa uğrayanların sesidir.’ Şaire göre günümüz medeniyeti, haksızlığın ve sömürünün değişik ideolojiler adı altında insanoğluna dayatıldığı, kimliklerin yitirildiği bir yığın halidir. Aslında anti-modernist değildir şair, modernizmi yanlış algılayan ve bunu insanlığın değer kaybına zemin hazırlayan bir zemine dönüştürülmesine  karşı çıkar. Sadece batı medeniyetine itiraz ….