Burcu Yalkın şiiri: “Rüya Ve Taş”

RÜYA VE TAŞ /

gereksizlik duygusu (uzun upuzun yılların kısa özeti)

olsan ne! olmasan ne!

kapıyı üstünden kilitlediler işte, içerde olduğunu

fazlalığı yüzüne vurulan kelepçeli bakışıyla

pencere önünde oturan yaşlı teyzeden başka

kim bilebilir

eğreti oturuşunda düşkünlüğünün ince ayrıntısı

‘götürün beni’ der gibi uzaklara içleniyor

önüne koyulan birkaç lokmayı yerken küçülüyor

küçüldükçe açılan yere

sevinç çığlığı atan hayırsıza ne demeli?

kısacık bir noktada kaldırımın üstündeki yaprakta

kesişti çaresizliğimiz, rüzgâr uçurdu siyah halkayı

ölüm davetiyesini alan küçük çocuklar gibi

sevindiler pencere önündeki görünmezler 

karganın yavrusu da düştü yere

ölüsünün üstünde tam otuz üç gün

uçtu annesi, korkunç çığlıkları

yetmedi yavrusunu uyandırmaya

 –

peki sen peki sen burcu

öldüğünde tabutunun etrafında dönecek,

yokluğunla acı çekecek birileri var mı?

sen yaşadın mı sahi bunca zaman

nerdeydin?

 –

masanın başında toplanan üç beş kişi

konuşman için sana baktıklarında

ağzını her açtığında

suluboya gibi dağılıyor sesin

boş duvarların kıvrımında

ellerini yüzüne götürdüğünde

gecenin boynuna dolaşık,

kocaman bir yılan 

usulca öpüyor

bataklıkta uyuttuğu nilüferi

‘rüya ve taş’ dökülüyor

gelenlerin ardından

git-me-yin  der gibi

el sallıyorsun tam üç kere

kimse bakmıyor!

Burcu Yalkın

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*