Aydan Yıldız Güneş’ten bir bayram hikayesi: ” SONUNDA KURBANA ERİŞMEK “

                   O günlerin heyecanı, telaşı her evde farklı olurdu. Zenginlerin zekât dağıtışı, kurban kesme dağıtma telaşı olurken, fakirlerin evinde ayrı bir heyecanlı bekleyişi başlardı. Öyle ya bir yılda iki dini bayram vardı. İkisi de fakirlerin yararınaydı. Ramazan bayramında zekât veren olursa fakirin bir derdine çare olurdu. Kurbanda kesilen kurban etiyle fakirin evi et görürdü. Oysa bu günlerde her şey ne kadarda değişmişti.

               Ayşe Hanım da bayramları dört gözle bekleyenlerden biriydi. O gün kurban bayramının üçüncü günüydü. Henüz eve bir kabuk et girmemişti. O buna pek aldırmıyordu. Çünkü etle arası pek yoktu. Yesem de olur yemesem de olur diye düşünüyordu. Fakat Oğlu Ahmet için aynı şey geçerli değildi. Büyüme çağında henüz on yaşında kıt kanaat yiyip içip büyüyordu. Bayram gelince ya harçlık alacağım diye sevinirdi ya da doyasıya et yiyeceğim diye sevinirdi. Bayramın üçüncü günüydü ve annesi hala neden et kavurmuyordu? Sabırla beklemekten yorulmuştu. Artık dayanamayıp annesine haykırdı. “Anne! Et kavur artık lütfen et istiyorum ben. Bak yarın bayram bitiyor biz hala et yemedik. Ben eti çok seviyorum çok özledim anne.” Ayşe Hanım neye uğradığını şaşırmıştı ciğerinden vurulmuş kanı akmıyordu. Gözleri dolmuş gözyaşlarını içine akıtıyordu. Canı çok yanıyordu. Kısık bir sesle, üzgün şekilde oğluna cevap verdi. “Oğlum biliyorum eti seviyorsun istiyorsun fakat et yok ki, hiç kimse et vermedi nasıl et pişireyim bebeğim?”  “Ama neden anne neden? Bu gün bayram hani fakirlere et gelecekti. Neden gelmiyor anne neden gelmiyor? Allah zenginlere öyle demedi mi?” “Öylede bilmiyorum oğlum zorla kimseden et isteyemem ki, onlar bizi hatırlamadıktan sonra ne yapabilirim ki?” Ahmet adeta yıkılmış gibi çöktü yere çok özlediği eti yiyemeyecekti. Neye yarar bu dünya bu bayram, artık önemi ve heyecanı kalmamıştı. Ağlamaya başladı. Hüsran olmuş beklentileri sönüvermişti. Annesi, et için ağlayan çocuğunun acısıyla yerinden fırladı. “Ağlama oğlum et için ağlama, ben şimdi dışarı gidiyorum. Çok zengin bir teyze var ona gideyim kesmişse alıp kavurayım sana olur mu?”  “Gerçekten mi anne, verir mi bize et?” “Bilmem! Hiç gitmedim ilk defa gideceğim. Sen bekle ben bir bakayım.”

            Yolda giderken kendi kendine konuşuyordu. “İnsanın evladı olunca yapmayacağı bir şey yokmuş. Ben hayatımda kimsenin kapısına gidip bir şey istemedim oysa şimdi şu halime inanamıyorum. Birinin kapısına et istemeye gidiyorum inanılır gibi değil. Neyse kadında çok zengin Üsküdar’ın yarısı onun neredeyse, herhalde boş çevirmez bir kırık bir şey uzatır. İşin kötüsü ben nasıl söyleyeceğim et istediğimi onu bilmiyorum.” Derken oğluna üzüntüsünden öyle hızlı yürüyordu ki, beş dakika geçmeden zengin Hanımın evinin ziline basıverdi. İstemesi gerekiyordu biricik evladı et diye ağlıyordu. Utanmamalıydı bayramdı. Hızla merdivenleri çıktı kadın kapıyı açmış bekliyordu. Halis muhlis Rizeliydi. Üsküdar da yaşamak onun şivesini hiç bozmamıştı. “Hoş celdun kiz sen buralara celurmiydun?” Ayşe, “hoş bulduk” diyerek içeriye girdi. İçeride bir hanım daha vardı. Ayşe onu da tanıyordu. Balkonda sefa yapıyorlardı. Ayşe, bayramlarını kutladıktan sonra utana sıkıla söze girdi. “Fatma teyze sen kurban kesmişsindir.” “He çestum hem da içi dane ne olacak?” “İyi Allah kabul etsin. Bize kimse et getirmedi. Bizim çocuk et istiyor ben alamıyorum varsa bana bir kırık versen de ona kavurup yedirsem.” “Benum evde bir damla yok ki, bağiş ettum oni. Sen çesmedun mi?”  “Ben nereden keseyim kiramı zor veriyorum. Babasız bir çocuk yetiştiriyorum. Çocuk çok ağladı et diye bende sen kesmişsindir diye geldim.” “He çestum da evde yok ne ediyim?” “Anladım” dedi Ayşe ve üzüntüyle boynunu büküp sandalyeye büzüştü. Son ümidi de yıkılmıştı. Şimdi oğluna ne diyecekti? Onun acısını halini anlayacak kimse yoktu karşısında. Onlar kendi âlemindeydiler. İki kadın onun haline aldırış bile etmiyordu. İkisi de kurbanlarını nasıl telkinlerle kestirdiğinin videosunu telefonlarına çekmiş, kendisine seyrettirip kurbanın reklamını iyice Ayşe’nin gözüne gözüne sokuyorlardı. Ayşe birden ayağa kalktı. Bu yapılan davranışlar ona çok dokunmuştu. “Ben gidiyorum size iyi günler” dedi. Fatma teyze; “Niye cidisun otur da” “Ne oturayım ki geldim geleli umursuzca bana reklam yapıyorsunuz ben sizin reklamlarınızı dinlemek için gelmedim. Siz benim halimden anlayamazsınız bende sizin halinizi anlamıyorum. Siz reklamınızı yapın ben gidiyorum” Dedi. Hızlıca kapıya yöneldi. Kapıyı açar açmaz dışarı fırladı. Merdivenleri uçar gibi inip dışarı çıktı. Biraz daha kalsaydı kesin haykıra haykıra feryat edip yanlarında ağlayacaktı, boğuluyordu. Sessizce ağlıyordu eve gidecek hali yoktu. Yürümeye başladı şuursuzca dökülen gözyaşları yanaklarından inci tanesi gibi yanaklarını yalayarak iniyordu. Boşuna onların kapısına gittiğine yanıyordu. Duygusuz, hissizliklerine yanıyordu. Onurunun yerle bir edilişine yanıyordu. Hüsran olduğuna, oğluna verecek bir cevabı olmadığına yanıyordu. Yanacak ne çok şeyi vardı. Gözyaşlarını sildi biraz sakinleşmişti. Bankın kenarına ilişti. Sakince oğluna ne diyebilirdi, onu düşünmeye başladı.

          Telefonunu eline aldı. Birkaç grup arkadaşları vardı. Artık yapacağından utanmıyordu. Nasılsa yüzünü kimse görmüyordu. Gruplara mesaj atıp sonucu beklemeye koyuldu. O et alınmadan o çocuğun yüzü gülmeden eve gelinmeyecekti kararlıydı. Grubun birinden yanıt geldi. İsmini vermeyen Hanım oturduğu yerin ona yakın olduğunu ve et dağıttığını on beş dakikaya kadar kendisine et getireceğini öğrenince çok mutlu olmuştu. Ağlayan gözleri adeta gülmeye başlamıştı.

           Beklerken yine düşüncelere dalmış, kendi kendiyle hasbihal oluyordu. “Ne olmuştu bu insanlara böyle? Kimi bağış yaptım deyip, kapısının önündeki fakiri görmüyor, kimi senelik etini buzluklarına depolayıp, kimseye uzatmıyordu. İslam’ın gereği bu değildi. Fakirlerin hakkından zenginler ne hesap verecekler yarın mahşerde bilmiyorum” dedi içinden. Et getirecek Hanımla sözleştiği yerde bekliyordu. Kendisine doğru beyaz bir arabanın yaklaştığını gördü. Kadını yüzden hatırlıyordu ama hiç samimiyeti olmamıştı. Sadece gruptaydı. Samimi olanlar zaten duymuyordu. Kadın elinde ayrı ayrı dört beş torba uzattı. “Al hepsi senin başka başka kişilere dağıtacaktım. Onlara bir şekilde gelmiştir. Hadi pişir çocuğuna yedir bana da dua edersin.” Ayşe çok mutlu olmuştu. O bir kırık istemişti elinde on kilo eti olmuştu. Çok teşekkür etti. Dualarla ayrıldılar. Koşar adımlarla eve yürüdü. Artık eve girmeye yüzü vardı, çünkü oğluna et getirmişti. Bu çok güzel bir hadiseydi. Kapının ziline üst üste bastı. Ahmet koşarak kapıyı açıp annesini kapıda karşıladı. “Anne ne kadar çok et almışsın. Allah! Anne hemen pişir bol bol olsun.” “Tamam, oğlum sen sabırlı ol pişirip getireceğim sana.” Ayşe mutfağa dalar gibi girdi. En keskin bıçağıyla etleri doğrayıp, tavaya doldurdu, tuzunu koyup kapağını kapattı.

         Oğluna en çok sevdiği makarnayı yaptı. Yanına bir küçük salata ekledi. O arada et de lokum gibi pişmişti. Ahmet’e seslendi. “Ahmet oğlum her şey hazır gelip masaya taşırmışın?” Ahmet mutluluk içinde avuçlarını ovuşturuyordu. Tabağı kaşığı kaptığı gibi masaya taşımıştı. Kısa sürede masanın başındaki sandalyelere karşılıklı oturdular. Ayşe oğlunun ekmeği bandıra bandıra yemesini seyrediyordu. Görülmeye değer bir durumda. Ayşe oğlunu seyrederken mutluluktan için için ağlıyordu. Allahtan oğluna yalan söylemek zorunda kalmamıştı. Ahmet’in büyük zevkle keyifle yemesi onu çok mutlu etmişti. Meseleyi zor da olsa çözmekten huzur duyuyordu ve şöyle dua ediyordu. “Allah’ım kimseyi kimsenin karşısında ezme. Kimseye muhtaç etme ve bana çok zenginlik ver. Kapıma gelecek fakiri çevirecek gaddar yüreği bana verme. Yüreğimin zenginliğini, paylaşmanın hazzını mutluluğunu benden alma senin gücün her şeye yeter. Âmin. Ayşe her zaman ki gibi hüznü mutluluğa, yokluğu varlığa dönüştürmeyi başarmıştı, çünkü o hem anne hem de babaydı. Çaresizlik hiçbir yerde onu pes ettirmiyordu. Yenilse de, yıkılsa da, ağlayıp viran olsa da, bunu kendi içinde yaşayıp, kendi içinde bitirip, kendi içinde çözüme ulaştırıyordu. Çözüme ulaştıramayan hiç kimse kalmasın, bayramlar fakirlerin yüzünü güldürsün dileğiyle, hayırlı bayramlar.   

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*