Dünyaya geldiği günden beri kadının çilesi hiç bitmedi. Hiç bitirilmedi. Belki de hiç bitmeyecekti. Sanki dünya kadın üzerine kurulmuş gibi, her şey onun omuzlarına bırakılmış ve âlem sadece onun ekseninde dönercesine, herkesin yegâne derdi kadın oluvermişti. Çünkü dünyadaki en önemli varlık kadındı. Sevilsin diye Âdem Aleyhi selamın kaburga kemiğinden, kalbe yakın yerden yaratılıp değerli bir hediye, ince, narin, naif ve hassas bir varlık olarak dünyaya ayak basmıştı. Yüce Yaratıcı; kadının bedenini, kalbini kırmadan incitmeden sevilmesini emretmiş olsa da ne yazık ki dünyada en çok incinen, değeri bilinmeyen, kırılan, dökülen, yok edilen kadın olmuştu. Hâlbuki kâinatta yaratıcısı ayağına cenneti vermişti. Ona âlemin en değerli varlığı insanın anası olabilmeyi bahşetmişti ve kâinatta her şeyi bir dişi doğurduğu halde, kadına tek değer vermeyen zalimce davranan varlık sadece insan olmuştu. Kadın tıpkı toprak ana gibi bağrına aldığı tohumu, kanıyla canıyla besleyip bu yükü dokuz ay boyunca bedeninde, yüreğinde, ruhunda taşıyordu. Bin bir meşakkatle dünyaya getirirken tüm sancılarını, acılarını sadece kendi bedeninde yaşayıp çekiyordu. Onun acılarını sessiz çığlıklarını kimse duymuyordu. O bütün acılarını evladını kucağına aldığı zaman unutuyordu. Onu bağrında beslerken toprağın yetiştirdiği bir fidan gibi büyütüyor, nazla tıp şımartıyordu. O narin bedenini onu koruma adına en ufak bir tehlikede aslan kesilircesine savaşıyordu. Dünyada her şeyin bir karşılığı varken, anne sevgisinin hiçbir karşılığı yoktu. Yaratıcıdan sonra en çok karşılıksız seven sadece anneydi. Evladı kaç yaşına gelirse gelsin annenin gözünde büyümeyen, çok özel çok güzel yegâne biricik yavruydu. Hep annenin koruma kanatları altında uçan yavru bir kuş gibiydi. Annenin desteğine, manevi varlığına ve gölgesine ömür boyu hep muhtaçtı. Belki sadece bizim kültürümüzde böyleydi. Bizim kadar kimse sevip bunca değer verip, ömür boyu evladını taşımakla uğraşmıyordu. Kadın evladını karşılıksız severken, her türlü fedakârlığı korkmadan yapar hatta evladı için ölümü dahi göze alıyordu. Canını çekip çıkarabilse onu dahi evladının mutluluğu için vermeye hazırdı. Kadın bu kadar gözü kara bir varlıktır. Kadın eşi içinde aynı fedakârlıkları çekinmeden yapar. Çünkü kadının yüreği anaçtır oldukça geniştir ve sevgisi engindir. Her kese yetecek kadar sevgi taşır yüreğinde. Yeter ki hüsrana uğramasın, aldatılmasın ağlatılmasın. İstediği çok fazla şey değildir aslında. Kendisine değer verilmesi, biraz tatlı söz, anneliğinin ve görevlerinin takdir edilmesi, kedi gibi saçlarının okşanması, yanağına bir buse konması belki de ona yetip artacak bile. Bu kadarcık değeri bile görmüş olsa, kadın bir o kadar daha kadın olacak ve yapamadığı ulaşamadığı ne varsa hepsini yapmaya çalışacak. Sırf karşısındaki eşini, dostunu, çocuğunu mutlu etmekle meşguldür. Bu özellik kadının mayasında vardır. Kendisi mutlu olursa belki herkesi mutlu edecektir. Mutluluğa ulaşamayınca hep birilerini mutlu edip, onlarında onu mutlu etmesini değer vermesini bekleyecektir. Ancak genelde bu hiç mümkün olmamıştır. Çünkü almaya çalışan hep daha fazlasını talep eder fakat kendinden bir şey vermeye gelince yaklaşmaz. Kadın eşini de aynı fedakârlıkla özveriyle sever. Sonsuz sevgiyle sever. Eşini kıskanır yolunu gözler. Aşını pişirir önüne devşirir. Anaç ruhuyla sarar. Sanki bir nevi analık da ona yapar ve bundan hiç gocunmaz. Özel olan her şeyini paylaştığı tek insanı kimselerle paylaşamaz. Yuvasını dişi kuş gibi içerden dışardan örer. Eşine hem eşlik hem anaç ruhuyla analık, dostluk, yarenlik, hayat arkadaşlığı yapar. Çünkü erkekler bu anaç ruhlu sahiplenen koruyan kadınla kendilerini rahat ve güvende hissettikleri gibi çocuklarına güvenli bir anne olacağından emin olarak, her şeyi kadının omuzlarına rahatlıkla bırakıverirler. Buda kadının kendi yükünü arttırsa da asla pes etmeden yoluna devam eder. Tabii sahiplenme duygusu bazı erkeklerin işine gelmez kendilerini bağlı, esir gibi düşünerek özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünürler. Bu genelde aldatmaya meyilli olan kişilerin düşüncesi olsa da eşlerini kendine bağlı ister kadına o özgürlüğü vermek istemezler. Sadece özgür olan kendisidir. Fakat evliliğin gayesi zaten bağlılıktır. Bu bağlılığı yürütemeyen kişiler eşini olmadık zulümlere maruz bırakırlar. Şiddet, hiddet, işkence ve öldürmeye dayanan ilişkiler ortaya döküldüğünde, kadının bir başka değişik çilesi ortaya çıkar. Çocukları da varsa günahı vebali yine kadının omuzlarına bırakılır. Kadın hem çalışır hem ayakta durur hem çocuklarını büyütür. Aslında onu ayakta tutan gaye sırf çocuklarını hayata kazandırma çabasıdır. Belki de yıkılacak harap ahşap binalar gibi her an çökmeye hazırken, hem ayrılık yükü hem çekilen ıstıraplar karşısında hayata tutunmaya çalışan çocuklar, o ahşap binaya ek kolon muamelesi yapar da kadın evlatları için ayakta durmayı başarır. Bazen öyle şeyler olur ki canla başla çalışıp didinerek baktığı yetişmediği yerde ona buna boyun bükerek büyüttüğü evlat bile bu şahane kadının bu yaralı kadının elinden tutmaktansa son darbeyi de kendisine vuran kişi oluverir. Kadın her acının altından kalkmaya yeniden küllerinden doğmaya çalışsa da bazen tokat ensesinden hiç eksilmeden inivermektedir. Bırakın kadının karşılık almasını yüzü tebessüm etmeyi dahi unutuvermiştir. Kimi kıyamadığı evladını şehit verir. Kimi zararlı madde batağında kurban verir. Kimi alkol, zina batağında eşini evladını kaybeder ve kadın hep ağlar hep ağlar. Kadın hayata geldiğinden beri acı çekiyor. Hak ettiği değeri ve hak ettiği hayatı yaşayamıyor. Cahiliye döneminde utanç kaynağı olup diri diri gömülmüştü kız çocukları. Bu gün yaşananlar onları katlar hale gelmişti. İnsanlar çok şey gördü çok şey okudu öğrendi. Kadını sevmeyi aşkı öğrendi. Kadınlar aşktı sevdaydı. Dünyanın gözbebeğiydi. Günümüzde cahiliye dönemi yaşayanlar çoğalınca, o değerli kadınlar sokak ortasında öldürülüp üzerine beton dökülmeye başlandı. Bu vahşet insana ölümünde delikanlıcası vardır. Bu nasıl bir vahşet dedirtmeden edemiyor. Ya da kadını testereyle doğrayanları duydukça duymaktansa ölseydim de duymasaydım diyenler bir hayli çok oluyor. Bırakın hiçbir kadına hiçbir canlıya böyle vahşetler yapılamazdı. Bu da yetmedi. İki üç yaşındaki kız çocuklarına uygulanan tecavüzler ölümler insanları son safhaya getirmiş içimizde kapanmaz yaralar açmıştı. Kadın en kutsalından anneydi. Kocaya eşti. Yuvasında bir sürü görevleri vardı. Fakat kadın dışarda da içerde de çalışmaya başlayınca bin parçaya bölünmüştü yine de şikâyet etmeden çalışır hepsini başarır her şeyin altından kalkar sırf ailesi uğruna mücadele ederdi. Tabii ben bu şekilde olan kadınlardan bahsediyorum. Bazı zengin hanımlar yorulmaz hizmetçi tutup yükünü üzerinden atarlar. Fakat çoğu kadın bu durumda mücadele eder ancak ne takdir edilir ne yüzü güldürülür ne kıymet bilinir. Kadın mücadele verdikçe herkes onun karşısında nimetlerini toplayan oluverir. Yani kadın ne kadar çalışırsa çalışsın kimse madalyon takmıyor. Ruhunu okşayıp, bir teşekkür bile etmiyor. Mecburmuş gibi bu kâinatın yükünü çoğu kadın tek başına sırtlanıyor. O naif zarif kadın kıymet bilmeyenlerin elinde bir çaputa dönüyor. Bozuk para gibi adeta harcanıyor. Belki birkaç değer bilen, kadının ruhundan anlayan erkek olsa da bunlarda pek fazla olmayacak kadar azdır. O yüzden kadınların çoğu bu dünyada şiddete maruz. İşkenceye maruz. Acı çekmeye maruz ve ölmeye mahkûm gibi birileri kaderini belirlemekle kadını harcamakla meşguldür.

         Kadın kendisi olduğu zaman ancak kadındır. Kendisi için yaşamayı öğrendiği zaman kadındır. Bütün sanatlarını, becerilerini, yeteneklerini ortaya çıkarıp, kendini kanıtlayıp, takdir aldığında kadındır. Kadın sevildiğinde, âşık olunduğunda, onu kaldırabilecek bir yürekte bulunduğunda kadındır. Kadın anne olduğunda, geleceğin sahiplerini büyüttüğünde kutsaldır. Kadın;  Altın, Yakut, Elmas, İnci, mücevher nedir ki? Dünyanın en değerli varlığıdır. Kadın kendine zulmeden varlığı doğurandır. Onun gözünden bir damla yaş akıtmanın bedeli çok ağırdır. “Bir kadının gözleri bir erkeğin yüzünden dolayı yaş dökerse; Melekler attığı her adımda o erkeğe lanet yağdırır.”

Hz. Ali r.a                                                        

Aydan Yıldız Güneş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaş