Arzu Aytan’da hayata dokunan bir öykü “Hayatın Çatlağı”

Hayatın Çatlağı

Nereden geldi diyeceksiniz bu çatlak. Geçen gün çatlak kurabiye yiyordum. Hamur ağzımda dağılırken bende hayatımda dağılanlara daldım.

Doğduğumda şüphesiz tatlı bir bebekmişim. Soluk benzimdeki gözlerim ışıldarmış. Ayaklanmaya başladığımda hep bahçeye koşar, toprağı çamur haline getirip garip şekiller çizermişim. O zamandan unu koyarak başlamışım kurabiyemi şekillendirmeye. Okumayı öğrendiğimde hiç susmadan her gece masal kitaplarını okuyarak uyumaya başlamışım. Eh hayat o zaman çatlamaya başlamamış olsa da, ben kendimi avutmayı bir parmakken öğrenmişim. Daha sonra türlü hikaye kitaplarına geçmişim, bu arada yumurtaları kırma vakti, çünkü kabuğumdan yavaşça çıkıyorum şu sıralar. Okudukça bu küçük hikayecikleri dünya üzerindeki iki ayaklıların ne garip hayatları, türlü şaklabanlıkları olduğunu seziyorum. Ah durur muyum nerede yaşıyorum? Benim gibiler var mı? Dünyanın bir son noktası var mı diye düşünürken, seyyahların yazdığı gezi kitaplarına yöneliyorum. Lütfen burada şeker ilave edelim, çünkü burası oldukça keyifli zevkli olacak. Seyyahların başka ülkeleri anlattığı betimlemelerde, kaybolur gözlerimi bir rüyadan açar gibi açardım. Evet tek benim ülkem yokmuş yalnızca bir dil yahut din hakim değilmiş bu yuvarlak yerküreye. Şaşkınlık içinde tavuk çorbamı içerken, hiç tatmadığım Rusların borç çorbasını damağımda hissediyorum. Onların garip kıyafetlerine gülümsüyorum. Sonra ergenliğe geçince tarih kitaplarına gözüm ilişiyor, pek istemesem de birkaçını okumaya koyuluyorum. Ah unutmadan kabartma tozunu ilave edelim. Her tarih kitabı kendi tarihini oldukça şişirmiş ve kabartmıştı. Ama bizim kurabiyemiz çok kabarmamalı hemen bir kürdan alıp batıralım boşa büyümesin. Nihayetinde hiç sevmedim hep bir kan, vahşet akılsızcaydı. İnsanın insanı öldürmesinde akıl ibaresi bulacak değildim. Kaldırdım köşeye fırlattım bu tozlu satırlarla dolu kalın kitapları.

Artık genç olmuştum romanlarla tanıştım. Burada kurabiyemize kakao koymalıyız. Çünkü ızdırap dolu aşk satırlarında ruhum epeyce karardı. Hayat benim içinde maskesini çıkarmış tüm gerçekliliğiyle karşıma dikilivermişti. Sefahat günleri bitmiş hayatın yükü, yaşamak var olmak savaşları başlamıştı. O andan itibaren kımıldamalar, çıtırtılar başladı. Bir sabredin kurabiyeden bahsetmiyorum o henüz çatlayamaz! Hayat çatlağı diyorduk ya, işe girmiş çalışmaya başlamıştım. Sabahın ayazı, akşamın soğuğu ne içindi diyeceksiniz “yaşamak” yok ben sizin gibi romantik geçiştiremem bu evreyi. Aç kalmamak içindi bu savaş. İstesen de, istemesen de üç kuruş için ruhunu, bedenini satacaktın. Sonu ne idi; ölmeye yakın bir maaş için mi? Yahu boş verin cenazemde yerde kalıversin. ben roman okumaya başladıkça çatlakta büyümeye genişlemeye başladı. Çok şey öğretti bu sarı sayfalar… sonra elime başka kitap alamaz oldum her şey onlarda saklıydı. Ben gibi, evet sen gibide olabilir.

Şimdi fırından çatlayan kurabiyelerimizi çıkaralım üzerine pudra şekeri serpmeliyiz. Nede olsa avunacak bir söz bulmalıyım. Evet bugün hınzır bir polyannayım. “ Hayat çatlağıyla, yarığıyla güzel.” Şimdi afiyet olsun hepinize kurabiyelerimiz hazır. Aaa lütfen banim kurabiyemi, pardon hayatımı yemeyiniz. Rica ediyorum kalkıp kendi hayat kurabiyenizi yapınız.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*