Arif Olgun Yeşilyurt yazdı: ” İSMET ÖZEL’İ ANLAMAK “

Şiiri ve Fikriyatı Üzerine

İsmet Özel gelenekçi – modernist karşıtlığının ötesinde şiirdeki imgeyi bütüncül bir bakış açısıyla ele alan şair/yazarımızdır. Özel’e göre iyinin,  doğrunun ve güzelin anlatılmasında sözlü dil yetersizdir ve ‘üst dil’ olarak tanımladığı şiir doğmuştur. Şairin şiirlerindeki mısralar, hak aramak için, Süleyman’ın huzuruna duran bir karınca gibi korkusuzdur. Çünkü Özel’e göre şiir,başkaldıranların ve haksızlığa uğrayanların sesidir.’

Şaire göre günümüz medeniyeti, haksızlığın ve sömürünün değişik ideolojiler adı altında insanoğluna dayatıldığı, kimliklerin yitirildiği bir yığın halidir. Aslında anti-modernist değildir şair, modernizmi yanlış algılayan ve bunu insanlığın değer kaybına zemin hazırlayan bir zemine dönüştürülmesine  karşı çıkar. Sadece batı medeniyetine itiraz etmez, İslam medeniyetine de eleştirel yaklaşır. Özel göre, İslam’ı sadece medeniyet olarak algılamak batı düşüncesinin neticesidir. Dünyayı kendilerine ‘yurt’ ve ‘ev’ edinen insanlığı eleştirir. Çünkü ona göre medeniyet denilen kavram insanların hakikat ile bağını koparmaktadır. Özel’in  ’’ Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum/ sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya’’mısralarında görüldüğü gibi kendini dünyevi mekanlardan alıkoymak adına şair kendi ‘ben’ iyle mücadele vermektedir. Modern insanın yaşadığı günlük koşuşturmaların trajedisini çizer şair:

bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar

belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam

etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam

bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar

izin kağıdım yanar konuşucak olursam

bu senet bankalar kapanmadan

ruhumun rengini kapatmayacak olursa

ölür kıyıya düşen çocuk

1978 yılında yayınladığı Üç Mesele ‘Teknik-Medeniyet-Yabancılaşma’ adlı eserinde dünyevi idolojilerin karşısına dikilerek meydan okur. Zaman Müslümanlar için kaygan bir zemindir ve ‘Üç Mesele’yi kaygan zeminde ayakta kalabilmek için gerekli görür. Şiirlerindeki ana temalarından biri, bireylerin ‘’özüne dönme’’ meteforudur. Bu durum insani değerlere dönüş için bir temas halidir. Yolunu arayan bireylerin üç soruyu kendilerine sormalarını sağlıyor şair ‘’ neyim, ne yapıyorum, ne ile yapıyorum .’’

1950 sonrası Türk Şiirinde sıkça işlenen; Manevi değerlerin hiçlendiği, çıkarcılığın ve menfaatin temel gerçeklik olduğu  ve kapitalizmin dayattığı modernist düşünceye karşı başkaldırı Özel’in şiirlerinde de ana unsur olmuştur. Nitekim kapitalizme karşı başkaldırının yansıması  ‘Propagandaşiirinde şöyle vurgulanır.

köleler gördüm, karavaşlar

hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı

artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan

saçları taranılmaktan usanmışlar

sinemalara saklanıyorlar kışın

yaz olunca denizin yalayışlarına

kaldırımlarda demokrat

otobüslerde dindar

geceyi

saatlerine bakarak anlıyorlar

Özel’in 1963 yılında yayımladığı şiirler ile 1970’den sonra yayımladığı şiirleri iki ayrı dünya görüşünün tezahürüdür. Fakat şairin dünya görüşünde dinsel manada değişiklik olması şiirlerindeki imgeyi değiştirmemiştir. Çünkü şair şiire ideolojik bir bakış açısıyla bakmamıştır. Her iki dönem şiirleri de yalnızca fikirlerini yansıtmaktadır. ‘ Şiir Okuma Klavuzu ’nda bunu şöyle dile getirir:

“ Şiirler bir dünya görüşünün kaynak metinleri değildir. Hangi metnin bir dünya görüşünün kaynağı olduğunu söylerseniz, o metnin artık şiir olmadığını söylemiş olursunuz. Biz bir şiiri herhangi bir dünya görüşü sahibi olmak için, ya da bir dünya görüşü içinde haklı delillerle kendimizi beslemek için okumayız. Bu yüzden de şiirin iyi ya da kötü oluşu o şiirde yer alan yargıların doğru veya yanlış kabul edilmesiyle alakalı değildir.’’

Özel’in “Çağdaş bir mesnevi yazdım’’ dediği  ‘Bir Yusuf Masalı’ adlı eserinde insanoğlunun masalını yazmaya soyunmuştur. Çünkü şaire göre en kötü masal insanların rahat bir yaşam uğruna verdikleri mücadelenin masalıdır. İnsanoğlu, değişimi ve moderniteyi kendi menfaatlerine göre değiştirmeye çalışmaktadır. Bir Yusuf Masalı bu duruma müdahale için yazılmış bir masaldır aslında. Yusuf’un masalı da başkaları tarafından belirlenen, tüm insanlığın masalı gibidir. Şair masalı anlatmaya başlarken ‘’ Yusuf’un masalı neden Yusuf’la başlamıyor? diye cevabını bildiği soruyu okuruna sorarak okurun dikkatini çekmeye çalışmaktadır.

Şiirlerinde insanların acziyetinden ve insan gücünün sınırlılığından bahsederken buna karşılık Allah’a övgü ve Allah’ın kudretini sıkça vurgular. Özellikle  ‘Münacaat ‘ şiirinde şöyle dile getirir.

“bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı

ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak

büklümlerinin içten ve dışardan

sarmaladığı günlerde

bir zamandı

heves ettim gölgemi enginde yatan

o berrak sayfada gezindirsem diye

ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.

….

hata yapmak

fırsatını adem’e veren sendin

bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana’’

Şaire göre insanoğlu utanç duyulacak bir sessizlik halindedir. Bomboş amaçları olan, yapmacık nefret ve kavgalarla gününü geçirmektedir. İnsanın en büyük düşmanı yine insandır der ve şöyle dile getirir: “Biliyoruz günden güne çapurlaşan yer yuvarlağında/bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir/çırpını çırpını giden atlardan indik/ girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına /zihnimiz acizlerin şikayeti sığacak kadar/kanırtılırken ses etmedik.”

Evrensel bir kavram olan ‘aşk ’ ı sorgular şair. Nesneleri birbiriyle ilişkilendirerek, uzak iklimlere olan özlemlerini de anlatır. Şair kendi Ahlak kavramını Kant’ın Ahlak yasasıyla, özgürlük kavramını Satre’nin düşüncesiyle bağdaştırır. Çünkü ‘ahlak’ da, özgürlükte, aşk gibi evrenseldir. Şaire göre ahlak, özgürlük ve aşk gibi kavramlar insanoğlunun dünyada var olmakla elde ettiği kavramlardır. Fakat insanoğlu bunların kıymetini bilmemektedir. Şair, ‘Sebeb-i Telif ’  şiirinde bu fikrini şöyle dile getirmektedir:

 “başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız

 ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla

düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz

siz gidin artık

düşman dağıldı dedikleri bir anda

anlaşılıyor

baştan beri bütün yenik düşenlerle

aynı kışlaktaymışız.’’

İsmet Özel, ‘ ölüm ’ üzerine en çok şiir yazan şairlerimizden biridir. Ölüm kimine göre kurtuluş kimine göre varoluş sebebidir. Kimilerine göre de hayat karşısında diri durabilmenin koşuludur. Özel’in ölüm karşısındaki duruş tarzı şairin ‘ Üç Frenk Taşı ‘  adlı şiirinde kendini açığa çıkarır. ‘’ Bize ne başkasının ölümünden demeyiz /çünkü başka insanların ölümü/en gizli mesleğidir hepimizin/başka ölümler çeker bizi / ve bazen başkaları/ ölümü çeker bizim için.’’  Diyerek ölüm gerçeğinin insanlar tarafından nasıl değiştirilip/gizlendiğini dile getirir ve şu dizelerle devam eder:

“Ölümle şaka olmaz

    kıyasıya yanıldılar bu çağda

   Taksitle ölüm diye bir roman yazıldı  artık

   Önce öl/sonra öde denilmek suretiyle

  aşılıp geçildi bu roman da .’’

Özel, Modern Türk Şiiri’ nin iki ana çizgiden oluştuğunu söyler. Bunlardan birinin Tevfik Fikret-Mehmet Akif Ersoy-Nazım Hikmet çizgisi, diğeri de Yahya Kemal –Ahmet Haşim çizgisidir. Geçmiş ve günümüz şairlerinin ciddiye alınmaları onların bozuk düzene karşı şiirlerinde bizleri uyanık tutma yolunu seçmeleriyle var olacağını vurgular. Müslüman toplumlarında şiir sanatının diğer sanat dallarına oranla daha fazla önem verilmesinin Müslüman toplumlarının birbirlerine karşı duyarlılıklarını ve bilinçliliğini zenginleştirdiğini belirten şair, Müslümanlıkla şiir arasında zihni bir köprü olduğunu vurgular.

İsmet Özel şiirinin başından sonuna kadar hakim olan anlayış, ‘ insanoğlunun kainattaki yeri ve yaşamın anlamı sorunudur.’ Bu şair için değişmeyen tek gerçek sorundur. Tarih boyunca da insanlığın sorunu hep aynıdır ve değişmemiştir.|

Arif Olgun YEŞİLYURT

Arif Olgun YEŞİLYURT
Arif Olgun YEŞİLYURT hakkında 7 makale
Önce okur sonra yazar. www.edebikultur.com editörü.

9 yorum

  1. Yazınızı gerçekten akıcı bir dille hazırlamış ve bize sunmuşsunuz tebrik ederim Arif Olgun bey. Ayrıca söylemem gerekir ki; dijital çağında getirmiş olduğu değişime paralel olarak web ortamında oluşturmuş olduğunuz bu platform, farklı düşüncede olan insanların duygularını dile getirmeleri suretiyle bunları bizlerle de paylaşabiliyor olması güzel diye düşünüyorum. Tüm yazar arkadaşların eline, yüreğine sağlık…

    • Çok teşekkür ediyorum değerli yorumunuz için. Yaklaşık iki ay önce oluşturduğumuz bu platformda farklı düşünceden yazarları bir araya getirerek okura fikri zenginlik kazandırmak istedik. Daha yolun başındayız ve her geçen gün yeni yazarlara ve okurlara ulaşıyoruz.

  2. “Teknik, medeniyet, yabancılaşma” Bunlar zıtlık mı, yoksa bir araya geldiklerinde tamamlayıcı mı? Sanki yabancılaşma elinizdeki şablona uymadığında sonuç gibi duruyor. Ahlak, iyilik, kötülük gibi göreceli hale gelmiş kavramların ortak paydalarını yalnızca minarenin tepesinden bakarak bulabilir miyiz? Bir yerde kıyamete kadar değişmeyeceği söylenen vahiy, diğerinde her gün değişmeye açık yeni söylemler… Bu dünyada lanetlenmiş olanlarında yaşadığını kabullenmemiz gerekmiyecek mi? Adil yaşam için sadece elitlerin insafına terkedilmiş insanlık dünyalı tanrılara mahkumiyetini tescil etmeye devam mı edecek. Evdeki ve sokaktaki hukukun farklılığını bilerek yaşama gerçeğimiz belirlenmedikçe Elimizdeki şablonlar sadece bize has olacaktır. Keşke onu da becerebilsek. Üstad güzel söylüyor da bu bizi inşallah yalnız ve çaresiz bırakmaz.

    • Öncelikle bu kapsamlı ve farklı bakış açısı sağlayan yorumunuz için teşekkür ederim. Dediğiniz gibi Ahlak, iyilik, kötülük gibi göreceli hale gelmiş kavramların ortak paydalarını yalnızca minarenin tepesinden bakarak bulamayız. Benim kanaatimde budur. İsmet Özel’in fikriyatı ve şiirini anlamak adına, benim ondan anladığımı bir nebze olsun anlatmak istedim. Onu anlatmak veya okumak, şairle hayata bakışımın tamamen aynı olduğu anlamı uyandırmamalı. Bu düşüncem tüm okuduğum ve takip ettiğim yazar ve şairler için de geçerlidir.

  3. Elbette Arif bey. Zaten birey önüne gelene süpheyle bakma, sorgulama, fikir yürütme ve sonunda kendi düşüncesininde şüphe götürebilme yeteneğine sahip olduğunda bulunduğu ortam için ideal olanı bulabilecektir. Şairler ve sanatçıların bizleri uçlara taşıma düşüncesi bizi ürkütmemeli. Açılan yeni kapılardan faydalanabilmemizi sağlamalı. Yaradanın bize verebildiği derinliklere başka türlü ulaşamayız. Burada önemli olan bizden farklı düşünebileceklerle nasıl yaşayabilirizi iyi bellemek ve belletmek gerekiyor. Dünyaya gayrimeşru olarak gelmiş bir bebeği geri gönderme şansımız yoksa nasıl yaşayabilirizi bulmaya çalışmak bir dünya gerçeği… Düşüncenin çeşitliliğini bir gökkuşağına dönüştürebilirsek manzara daha güzel olacak… Size de çıktığınız bu yolda başarılar diliyorum. İnşallah mesajlarınız gerekli adreslere ulaşacaktır. Biri bizi gözetliyorsa bu böyle…

  4. İsmet Özel,iyi bir manzum nesirci, ucuz bir faşist, nefret dilinden beslenen sözde islamcı, şişirilmiş bir balon ve ibret alınması gereken bir kibir abidesidir…

    • Sizin deyiminizle “İsmet Özel,iyi bir manzum nesirci, ucuz bir faşist, nefret dilinden beslenen sözde islamcı, şişirilmiş bir balon ve ibret alınması gereken bir kibir abidesidir… ” olabilir. Fakat bir insanı düşüncesi, hayata bakış açısı veya politik görüşü bizim gibi olmayınca ötekileştirmemek gerekir. Bu insanlar düşünceleriyle kitleleri etkilemiş insanlardır. iki kelimeyi bir araya getirip düz bir cümle kuramayan insanlar, raflar dolusu kitaplar yazan insanları eleştirirken yapıcı olmaları gerekmektedir.

      • Kendiniz söylüyorsunuz, düşünceleriyle birilerini etkiliyen diye… Ben de o düşüncelerin ne irfanla ne İslam’la açıklanamayacak kadar aşağılık şeyler olduğunu söylüyorum zaten. Hani yukarıdaki yazıda methiyeler düzmüşsünüz ya, bu hakkınız var, ben de nefret dilinden beslenen bu kalem erbabına reddiyemi sunma hakkına sahibim. Diyeceksiniz ki burası yeri mi? Yazıyı gördüm ve yorumumu yaptım. İllaki her yorumun olumlu olmasını, herkesin sizin etkilendiğiniz gibi etkilenmesini istiyorsanız bir daha yazmam. Ve yapıcı olmak? Sebep? Hayatında yapıcı olmamış, kibrin zirvelerinde gezen insanlara niye yapıcı olayım? İzanın gereği yapıcı ya da yıkıcı olmak değil, objektif olmaktır. Cevabınızdaki şahsıma karşı hakaret içeren iki cümleyi biraraya getiremeyen… İfadenize cevap vermiyorum. Ne tanırsınız da beni… Neyse, güzelleme yazmak, fanı olmak, kapısının önünde yatmak hakkınız var. Ama objektif olmak hakkınız da var. Dünyadaki tek üstün ırk Türklerdir diyen adama ben bir Türk olarak ırkçısın, faşistsin derim. Aleviler haçlı tohumlarıdır diyen adama acırım, cahil derim. Kürt diye bir ırk yok, Kürtçe diye bir dil yok diyen adama yuh olsun, yazıklar olsun derim. Osmanlı İslam’a ihanettir diyen adama nasipsizsin derim. Ve böyle bir adamı düşünce adamı olarak takdim eden, bu adamı eleştirilemez bir dogma olarak lanse eden, eleştirene de hakaret eden adama, sükût eder, bataklığında mutluluklar dilerim. Ha bu arada, iki kelimeden fazlasını bir araya getirip cümleler kurduğum için de özür dilerim…

        • Öncelikle bu sayfada kimseye hakaret edilmez, edilemez. İki satırı bir araya getirip cümle kuramayan insanlar deyimi şahsınıza söylenmiş bir cümle değildir. Burda genel bir hitap vardır. Eleştirmek düşüncelerimizi belirtmek herkesin hakkıdır. Toplumu etkileyen, şiirleri edebiyatsever olsun, olmasın belli bir kitle tarafından okunan bu insanlar böyle ucuza gitmemeli. Necip fazıl, Nazım hikmet ve diğer şair ve yazarların eleştirilebilecek bir çok yönü vardır. Ama bu onların değerinden çok bir şey kaybettikleri anlamına gelmez. Yapıcı eleştiriler yapmalıyız. İsmet özel, düşüncesini kıvırmadan, direk söyleyen bir yazar ve şairdir. Ne yazarlar şairler vardır ki kişisel düşüncelerini pek belli etmezler. Sadece edebiyat yapmak için edebiyat yaparlar. Benim bu yazım İsmet Özel’in ırk kavramına, Osmanlıya bakış açısını anlatan bir yazı değildir. Sadece edebi yönünü anlatan bir yazıdır.Size de düşüncelerinizi açıkca paylaştığınız için teşekkür ediyorum.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*