Arif Olgun Yeşilyurt yazdı: “Adaletin temeli: Hakkaniyet”

 
Adalet kuramının en temel ilkelerinden olan Hakkaniyet, insanoğlunu yaşadığı hayat içerisinde dengede tutan bir kavramdır. Hak ve adalet konusunda kılı kırk yararcasına rikkat düzeyinde olmamız hakkaniyet üzere olduğumuzu göstermektedir. Oysa günümüz insanı adaleti sadece mahkeme salonlarında şahitlik etmek olarak algılamaktadır. Adil olmak öncelikle kendimize karşı hakkaniyetli olabilmemizle, kendi içimizde taşıdığımız adaletsizliğe karşı direnmemiz gerektiğiyle; yaşantımızda, düşüncelerimizde ve çevremizle olan ilişkilerimizde tutarlı olmamızla ilişkilidir.


İnsanların benimsedikleri adalet ilkeleri, sağlam ve evrensel bir eşitlik kavramını oluşturan hakkaniyet tanımına uygun olmalıdır. İnsanoğlu bireysel çıkar çatışmalarından uzak olursa, toplumda adil bir eşitlik ve hakkaniyet bakımından bir düzen oluşur diyebiliriz. Çünkü günümüz toplumlarındaki olumsuzlukların temelinde bireysel ve toplumsal çıkar çatışmalarının etkisi oldukça fazladır. Devletlerin anayasalarında adalet kavramı hak, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar sıkça kullanılmasına rağmen dünya hiçte adaletli bir yer değildir. Çünkü adalet uygulayıcıları kanunlarda yazanları değil toplumlara hakim olan sınıfları, yönetenleri, güçlü zümreleri koruma yoluna gitmektedirler. Bu durum insanlar arasında çıkar çatışmalarını, zulmü ve eşitsizliği ortaya çıkarmaktadır. Hakkaniyet üzere olmayan yasalarla eşitliği hedeflemek, fiili eşitsizlikleri doğurmaktadır. Yasaların toplum nezdinde eşitliği sağlayabilmesi “hakkaniyet’’ gibi bir değere ihtiyaç duymaktadır.


Adil bir toplumu oluşturmanın yolu kurumların yeniden hakkaniyet üzere oluşturulması ve yasaların adalet ilkesi temelinde uygulanmasıdır. Devletler hangi rejimle yönetilirse yönetilsin önemli olan, adalet söz konusu olduğunda hakkaniyetli davranılıyorsa   toplumda adil bir düzen olduğunu gösterir. Adalet toplumsal bir değer gibi gözükse de adil bir toplum oluşturmanın ilk evresi toplumu oluşturan bireylerde başlar. Yapılan işler, verilen kararlar, başkalarına karşı hak gözetimi, eşit davranılıp davranılmaması, mal paylaşımları, alışverişler, yönetim, yasaklar ve cezalar gibi konular toplumlarda adalet hukukunu oluşturan etmenlerdir.


Victor Hugo ‘nun “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır’’ sözünden yola çıkarsak bireyler topluma iyi görünmek, mevki ve makam sahibi olmak kısacası menfaat sağlamak amacıyla hak, hukuk gözetmeden adaletsizlik yapabilirler. Kendi mutlulukları için toplumsal mutsuzluğu ve adaletsizliği göze alabilirler. Bu durum bireyleri toplum nezdinde belki çok iyi gösterebilir ve kolayca belirli makam ve mevkilere getirebilir. Adaletli davranarak bireylerin çıkarlarına dokunmak, toplumları karşımıza almak cesaretli olmayı gerektirir. Bu nedenle adalet cesaretli olanların omuzlarında yükselecek bir değerdir.


Adalet, hak dağıtımı, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar üzerine oldukça kafa patlatmış olan John Rawls ‘’ A Theory of Justice’’ adlı eserinde devletlerin mal ve hizmetleri dağıtımında adil olmaları gerektiğini; bir taraftan bütün insanların aynı derecede zengin olmalarının olanaksız ve gereksizken, beri taraftan bütün insanların ekonomik durumlarının hakça düzenlenmesinin zorunluluk olduğunu belirtirken, toplumda en az avantajlı olanların temel ihtiyaçlarının korunmasıyla bir toplumun adil olacağını dile getirmiştir.


Hakkaniyet üzere olan Adalet kavramı, toplumdaki herkesi içine alan, kuşatan; bireysel ilişkilerde eşitliği bir ölçüt olarak tanımlamamızı gerektiren, hak dağılımı ve denklik üzere bir düzen oluşturulmasını sağlayan; güçlü ile zayıf, iyi ile kötü, mazlum ile zalim arasındaki dengeyi oluşturan; toplumsal barış için aşırılılıktan, dengesizliklerden ve ihmallerden arındırılmış bir toplum düzeninden bahsetmektedir. Toplumlarda bu adalet anlayışı yaygın olmadığı zaman, güçlünün güçsüzü ezdiğini, mağdur ve mazlum tabir ettiğimiz insanların çoğalmaya başladığını, birlik ve beraberlik gibi bütünleştirici kavramların bir anlam ifade etmediğini; şiddet, kavga ve çatışma olaylarının toplumları kuşattığını görmekteyiz.


Toplumlar, yasalarla adaletin aynı yönde ilerlemesini arzu etmektedirler. Bu kapsamda adil bir uygulamanın olmasını beklemek bireyleri yanılgıya düşürebilir. Çünkü kanun hakimiyeti yani her alanı ilgilendiren yasaların bulunması demek, adaletin olması anlamına gelmez. Yasalar hakkaniyetten bağımsız olarak uygulanma yoluna gidilirse,  hedeflenen adalet toplumda büyük bir adaletsizliği doğurur.Sosyal ve ekonomik gelişmişliği üst düzeyde olan toplumlarda adalet anlayışının da bu denli gelişmiş olduğunu söylemek mümkün değildir. Adalet, sadece iktisadi ilişkiler ile sınırlı bir kavram değildir. İktisadi olarak gelişmiş toplumlar adaleti izafi bir kavram olarak açıklarlar. Tamamen faydacı bir anlayış etrafında kurgularlar. Bu durum Batı toplumlarında yaygın bir anlayıştır. Bu bakış açısının tersine İslam, adaletin yeryüzünde hakim kılınmasını zorunlu kılar. İslam’da adalet bireysel çıkarları aşarak, Allah’ın yeryüzündeki yaratmış olduğu tüm varlıklar üzerinde tecelli etmesini emreder. İnsanoğlunu kendisine emanet olarak verilen evrene ve içindekilere karşı sorumlu tutar. Bu anlayış insanoğlunun çevresindekilere karşı hakkaniyet üzerine olmasını zorunlu hale getirmektedir. İslamın emretmiş olduğu bu bütüncül adalet anlayışını hayat geçirmek, bugün yaşanılan toplumsal adaletsizliğin, sorunların, çatışmaların önüne geçilmesi anlamına gelmektedir.


Sonuç olarak, insan eliyle dağıtılan adaletin, mutlak barışı ve eşitliği getirmeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Toplumlarda hakkaniyetli davranmak adına ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, ne kadar etraflıca düşünülüp bu anlamda kanunlar çıkarılsa çıkarılsın mutlak adaletten ve hakkaniyetten bahsetmek mümkün değildir. Mutlak adaletin uygulanmasının zor olması, bireyleri adaletten uzaklaştırmamalıdır. Toplumlarda yaşanan hukuksuzluğa ve hakkaniyetsizliğe karşı sessiz ve tepkisiz bırakmamalıdır. Mutlak adalet yolunda atılan adımlar toplumların direniş ve mücadele tavrını göstermektedir. Adalet için mücadelenin sonu olmadığını bilmemiz gerekmektedir.


Mutlak adalet yalnızca ‘ ilahi adalettir ’. 

Arif Olgun YEŞİLYURT
Arif Olgun YEŞİLYURT hakkında 13 makale
Önce okur sonra yazar. www.edebikultur.com editörü.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*