Ahmet Fatih Sarıkaya yazdı:” Dut ve Karga”

DUT VE KARGA

Yağmur yağdığında bahçemizi ot kokusu sarardı. Bir tane dut ağacımız vardı. Sıska neredeyse ölmek üzere. Ailem yıllar önce ondan umudu kesmişti. Hiç meyve vermezdi. 7 yaşıma geldiğimde kafayı o ağaca taktım. Niçin meyve vermiyordu, ağaç meyve vermezse niye vardı? İşte bu sorularla yüzleşmek zorunda bırakan duta  bir yandan da kızardım. Onu suladım, ilgilendim onunla. Çok uzun zaman aldı ama tomurcuklar yeşil meyvelere dönüştü. Çok gururluydum ve sanki varoluşun amacını ağacın nedeninin gözlerimin önünde olması beni çok mutlu etmişti. Kimselere söylemedim. Bir tane meyve koparıp kulübemizin arkasına sakladım. Hepsini de yedim. Hayatımda öyle tatlı bir şey yememiştim. Karamel gibiydi. İlk başlarda meyveleri kendimiz yiyorduk. Sonra ben köylere götürüp satmaya başladım. Günün birinde meyvelerin çoğu ağacımdan gitmişti. Parçaları yere dağılmıştı,yarım yamalak yenmiş duruyorlardı. Bunu yapsa yapsa serseri bir karga yapmıştır dedim. Kargalar ilginç kuşlardır, gökte süzülen kömür parçası gibidirler ama ciyak ciyak bağırırlar. Dal ve tel kullanarak kapan yaptım. Onu yakalamak ve hesap sormak istemiştim o halimle. Kim oluyordu ki benim bunca emeğimi zayi etme hakkını buluyordu kendinde o küstah siyah kanatlı kuş! Karganın kapana yakalanması çok da uzun sürmedi. Ama karga öyle bir kıvrandı ki kapandan kurtuluverdi. Sağ kanadını da kırdı tabii. Yakalamaya çalıştım ama elimden kaçtı. Evin altına saklandı. Er ya da geç ortaya çıkacağını biliyordum. Ben de bekledim saatlerce, gece geç saatlere kadar. Ailem beni çağırdığında cevap vermedim, çıtımı bile çıkarmadım. O kadar hareketsizdim ki sonunda ortaya çıktı. Orda olduğumu biliyordu ama karnı açtı. Bu sefer hazırdım ve yakaladım onu. Elime geçmişti artık düşmanım ama bilemedim ne yapacağımı. Koyu gözlerinde bir bakışı vardı ki sanarsınız hülyadan boğulmuş. Yansımamı gördüm onda ve içim sızladı. Tüm öfkem dağıldı onun gözlerinde, acı çeken haline tanık olmamla. Aldım onu, eve götürdüm anneme gösterdim. Annem onu görünce irkilmedi değil. Sebebiyse özgürce uçan bir kuşun kıvranmasıydı. Yarasını sardık ve iyileştirdik. Nasıl benim emeğimi meyvelerimi yiyorsa önceden şimdi de onu aynı meyvelerle besledim ve anladım bir dut ağacı nelere kadirmiş.

Ahmet Fatih Sarıkaya

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*