Afife Öztürk yazdı: “Yürüyorum”

Şöyle uzun bir yol…

Sağlı sollu, sıralı çam ağaçları,

yolun başındayım, ucu bucağı görünmüyor.

Ellerim ceplerimde yürümeye başlıyorum.

Kimseyi istemiyorum yanımda, zaten kimse de hevesli değil benimle yürümeye…

Gidiyorum, yalnızım ve huzurluyum. Aklıma bir soru takılıyor;

“Yalnızlık, neden huzur veriyor?”

Basit bir cevap buluyorum hemen;

“İnsanlar üzer, kırar, yanıltır, kandırır, sevmez, seviyorum diyenler de, diğer insanlardan daha fazla yaralar. Yani etrafındaki insanların çokluğuna bağlıdır, yaralarının çokluğu.”

Düşünüyorum…

Bu kadar basit bir cevabı olamaz.

“Yalnızlık, neden huzur verir?”

“Bazı insanlar böyledir.” diyor içimdeki ses

ve devam ediyor;

“severler yalnızlığı, yalnız kalmayı, kendi içine dönmeyi. Yanlışlarını, doğrularını, hatalarını, yaşadıklarını, yaşayamadıklarını… Olanı ve olmayanı düşünmek ister, ölçer, tartar, kendince uygun bir çözüm bulmaya çalışır. Yalnızlık bir yaşam biçimidir onlar için.”

Bu cevap daha çok hoşuma gidiyor.

Diğer cevabı çöpe atmıyorum çünkü, onun sorusu farklı,

“İnsan, yalnızlıkla nasıl tanışır?”

sorusunun cevabıdır;

“İnsanlar üzer, kırar, yanıltır, kandırır, sevmez, seviyorum diyenler de, diğer insanlardan daha fazla yaralar. Yani etrafındaki insanların çokluğuna bağlıdır, yaralarının çokluğu.”

Doğru soru, doğru cevap,

hafifletiyor insan zihnini.

Hâlâ yürüyorum, en ufak bir yorgunluk hissetmiyorum. Etrafıma bakıp derin bir nefes alıyorum. Kar, ne kadar yakışıyor çam ağaçlarına, yürüdüğüm yol beyaza bürünse ne güzel olurdu şimdi.

Gözlerimi kapatıp açıyorum bir an,

her yer bembeyaz, dünya tertemiz.

Kar yağıyor, biraz üşüyorum ama huzurluyum.

Uzunca bir yol, sonu yok gibi.

Ellerim ceplerimde, yürüyorum.

Kimseyi istemiyorum yanımda, zaten kimse de hevesli değil benimle yürümeye.

Düşünüyorum…

“Herkes yalnızlığı sevseydi, dünya güzel bir yer olur muydu?”

Aramaya lüzum yok. Cevap tam karşımda;

“Olmazdı. Herkes yalnızlığı sevmesin. Bazımız kalabalıktan yana olsun, herkes kendine bir köşe tutmasın, bazımız meydanlarda yürüsün. Biri az konuşuyorsa, öteki çok konuşsun. Biri somurtuyorsa, diğeri gülümsesin tüm içtenliğiyle. Hepimizin başkaca eksikleri olsun ki, tamamlayıcısı bir başkası olsun.”

Yürüyorum…

Bir serçe cıvıldıyor yakınlarımda, gözlerimi açıyorum. Bir hayalden daha sıyrılmış oluyorum.

Gözlerimi kapattığımda uzun bir yolun başındaydım. Yolun sonu, gözlerimi açtığım yerdi. Ne hayallerin sonu gelir, ne düşüncelerin ne de soruların. Kalktım oturduğum ağacın gölgesinden, şehrin gürültüsüne karıştım.

Sessizliği kıymetli kılan, o meşhur gürültü.

Yürüyorum ellerim ceplerimde,

Yanımda, yöremde, telaşla yürüyen, koşturan ve birbirini umursamayan bir sürü insanla…

Afîfe ÖZTÜRK- 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*