Tuğba Şahin yazdı:”Sonbahar/Zaman Algısı-3″

“Preguentias que significa/Saudade;vote dizer/Saudade e tudo o que fica/Depois de tudo morrer’’

Maria Barbas

Neden kendimi cahil hissettiğimi, Turgut Özakman okunan sınıfta tarihi kitaplardam uzaklaştığımı bilmiyordum. Canım sıkılıyordu, apartmanlar üzerime gelirken dertleşecek kimse yoktu.

Amcam vefat etmişti, ölüm ile hiç ummadık bir anda karşılaştım. Gerçekte sevilmediğini hissediyordu. Kızları ile de anlaşamadık. Kan bağı ile yoldaşlık başka kelimeler, manayı açarsak eğer; akraba yarı yolda bıraksa da, dost ebediyen yanındadır.

Sedef hastalığı vardı, durumu iyiye gidiyordu ancak emekliliğinden sonra kendini bıraktı. İnsan, hayatta tutunacak bir şeyler arar. Bayramlarda bize on lira harçlık verirdi. Misafirliğe gittiğimizde veya misafir geldiğinde Vinetta Algida dondurması getirirdi. Vefat etmeden önceki bayram hediyesi dalmaçyalı sırt çantası oldu.

Ölüm bir şaka değildi. Yurtsuzluk,kendini doğru ifade edememek, ayrılık, hançer darbesi, ölüm tek kelime, ardında biriken o kadar yaşanmış hazin anılar var ki…Bugünden o zamanı irdelemek mantıklı, fakat o günlerden bugünü tahayyül edemiyor insan.

Dün yayınlanan haberde,İzmir müftüsünün sabote ederek ezan anında hatlara karışarak İtalyan Milli Marşı’nı anonsa yansıtması ihanettir. Nefret, şeytani olgunun ta kendisidir. Zehrini akıtacağını gençlere oynar. Redd-i İlhak Cemiyeti faaliyetlerini hatırlayalım. Sonra da Adnan Menderes’i nasıl asıp ezanı Türkçe okutma teşebbüsleri. Değerlerimize yapılan her türlü saldırı, içimizdeki düşmanları gösterir. Ailesi başörtülü diye öğrenciye burs vermeyen o kadını nasıl rahmetle anabilir halkımız, gerçeklere göz yummayın.İstismar edenleri aynı kefede tutmayın. Siyasetten uzak, bencil çıkarlarınızla hareket etmeyin. Ezanla doğduk, ezanla öleceğiz. Şehadetimizi bizden alma Allah’ım.

Yandaş medyacılığı da tamamen kınıyorum. Kendi değerlerime sahip çıkmakla mükellefi. Bazıları da pandemi sürecinde kapatılan meyhanelerin ne zaman açılacağını bekliyor. Beklediğim başka türlü bir şey. Atilla İlhan şiirinde bile söyler “Vapuru ben vurmadım.Vapuru onlar vurdu.Ben vursam kendimi vuracaktım’’ Bandırma Vapuru’nu ne kadar yaşıyoruz? Haydi soralım meydandayız pekala da bayrağımıza kim sahip çıkıyor? Sen bir doçentsin, İngilizce makaleler yazıyorsun, açmışsın pencereleri bir sempozyum günü, yanındayız görüyoruz her şey meydanda, program öncesi sana imza attırmaya gelen öğrencinin akrabasının vefat haberine karşılık cevabın “o nasıl oluyor ya çok ilginç’’ diyebiliyorsun. Ben bunları gördüm, duydum, şimdi hiçbir şeyin hükmü yok. Kadın olmak merhamet demektir.

O genci çok iyi anlıyorum. Ortak acıyı atlatmayan bilemez. Amcamın vefatı , başka ilçelere taşınma halimiz, bende derin yaralar açtı. Candan Erçetin’den Ölümden Başkası Yalan şarkısını dinleyin. O yıllara dönersek, bayramı tam hissedemedik. Küçük akvaryum balığı almıştım. Adına Kayısı demeyi uygun gördüm. Tam sekiz ay yaşadı. Okula minibüsle gidiyordum.On kuruşun hesabını yapıyordu şöför. Saçım dökülüyor du, üniversite sınavlarına hazırlanacak moralim yoktu. Radyoda arabesk kaset şarkılarına sardım bir dönem.Kolide tutardım bazı kitaplarımı çünkü her an yerleşemeyen halim vardı. Çatışmalara rağmen,uzaklaşsam da içimden onur belgeli teşekkür ile almıştım karnemi. Eğer süper liseler kaldırılmasaydı,dört seneye çıkarılmasaydı, ortaokul sisteminde sene eklenmeseydi, sınavsız geçiş alsaydı planlarım başka olacaktı.

İnsanın içi haset olmasın. İlkokul lise anlarımda, mezuniyet elbiseme kola dökmesi, kalemkutumdan eşyalarımın çalınması, kıyafetlerime, ismime hatta sınav çalışma notlarıma bile karışıp rahatsız edilmenin hicranını üniversite yıllarımda da gördüm. Dayanışma ortamına çok geç erişmiş olsam bile doğru ortamlara nerede nasıl ulaşılır herkesten kaçarak kimseye güvenmeyerek bencilce yalakalık yaparak mı?

Doğum günüm de kutlanmazdı. Her yıl Kasım ayı çocuklarının pastası kesilirdi sınıfta, zorla hediye almak mesela, zorla yılbaşı çekilişlerinde maruz bırakılmak. Paylaştığımın daha fazlasının beklenmesi. Yaz çocuğuydum ben. Dayım bana ilkokulda satranç takımı almıştı. Okul ortamlarına gönderilen çocuklar neden mücadele etmek istemiyor? Çünkü eşitsizlik var.

Sonbahar, kış uykusuna geçemeyişin adıdır. Yaprakların sarı tonları,hayvan tüyünün kabardığı, ürperten yapışlı bir meteor en fazlaca rüzgar. Gözlerime toz parçacıkları kaçıyordu. Saat kaç? Zaman nereyi gösteriyor? Kaç yaşındayım? On sekiz, yirmi, yüz yaşıma ne kadar kaldı?

Test çözmek beni boğuyordu. Dershaneleri de sevemedim. Hocalar trip atıyordu, sınıftakilerin kafası beş karış havada idi. Midem hastalanıyordu,nreflü başlangıcı dedi doktor. Değmedi ÖSS stresine, değmedi mücadeleyle bir şeyler planlamama.

Meslek Yüksek Okulu Hazırlık kazanarak yerleştiğim üniversiteyi bir sene tamamladıktan sonra bıraktım. Nefes almak yaşamak değildir. Hem gençlik teşkilatındaki başkanlığımı çekemediler ve görevdem aldılar.Çünkü siyasi parti organlarında hiç istemediğim insanları üye yaptılar.Üye yapmak ile gönüldaş olmak arasında dağlar kadar fark var.Ne oldu yıllar yıllar sonra yarısı X parti ajan çıktı sosyal medyada şaraplı fotoğraflarını gördük,yarısı da FETÖ soruşturma üyeliğinden ihraç edildi.Çalıştığım işi de partideki siyasi kariyerimden de vazgeçip her şeyi bıraktım.

Çalıştığım, geçici bir hayatı görme mekanında okumayan gençlerin kavgasına şahit oldum. Tekrar sınavlara hazırlandım. Vazgeçmediğim şeyler de oldu.

Tekrar bir ölüm haberiyle sarıldık. Manevi yeğenim sapasağlam çocuktu, Hey On Beşli türküsünü canlı canlı deneyimledik. Mevlitler sırasında diğer yeğenlerimle ilgilenerek geçiyordu dua okuma zamanları.Beraber büyüyordu. Fakat en küçüğümün yeri ayrıydı.Nasıl olur da tüm organları aniden çalışmaz hale geldi? Donuk vaziyette anlatıyorlardı doktorlar, hastahanelerden nefret ediyorum, ölümden nefret ediyorum, kabullenemiyorum mantıksızca duygusuzca sıradan bir anons haberi gibi ölüm hakkında duyurulanları. Gerçek bile olsa inanmak istemedim. Yaşarken ölmek en kötüsüydü.Tıpkı amcamın vefatı gibi ailesi tarafından sevilmediğini biliyorduk. İhlas, samimiyetçe yükselir. İster genç ister yaşlı sevilmediğini de sevildiğini de ademoğlu hisseder. Bu çocuk hayata ürkek bakıyordu. Lise birinci sınıfa devam edemedi. Okuldakilerden çok korkar bir davranışa büründü. Sanki dünyadan elini çekmek istercesine bir sebeple ecelini çağırdı. ‘Ölümler, çıplak gelir’.İçten hastalanmasının akıl alacak bir izahati yok. Geç ve yanlış müdahale edilmiş kaldırıldığı araştırma hastahanesinden sevk nakil işlemlerinde de doğru teşhiste bulunmamışlar. Cenaze günü,defnediliği an, çevremde de aile fertlerinin koşturmacasında yapayalnız hissettim kendimi. Film sahnesinde kendime dışarıdan bakıyor gibiyim yazarken. Simsiyah bir paltom vardı.Karanlık paltom ile hiçbir aydınlık zamanım olmadı yaşamadım hiçbir gün kara paltomla sevinçli gün.

Üniversite sınavlarına lanet okumak hakkım. Hayatımızı çalmıştı ÖSYM başkanının sonradan geldiği dönemde FETÖ üyesi çıkıp da soruları çalmasını öğrendiğimizde seneler sonraki herhangi bir gündü. Haydi ilkinde öylesine yerleştim, ikincisinde neden tercih listesinde hatalı sıralama oldu. Üçüncüsünde açık-uzaktan-örgün post modernist ayrımcılıkla şükür kayıt oldum ama o günden beri de huzur bulamadım öğrencilik modunda pasifize edip diğerlerini ayrıştırıp beni uğraştırdılar, sistemi anlayana kadar yıllar geçti ayrıca rehberlik gösterecek kimseye ulaşamadık. Kendi çabalarımızla algılamaya maruz bırakıldık.

Kötülüğün esaslarını yazıyordu arkadaşlarım. Arkadaşlar köstek olandı,o dönemde. Şimdi o yıllardan kimseyle iletişimim sürmüyor. İnsanın karakteri ne ile ölçülmeli? Eğitim başarısı ile mi yoksa insanlığını korumaya vazifelendirilmiş hatır bilirliğine meyli olmasıyla mı? Geçti geçecek lakin düşmüyordu son yaprak dalından.Sonbahardı,ölümle sıvazlanıyordu arkam. Kimsenin arkamda durmayışına değil üzüntüm Ramiz Dayı bir hayal ürünü bile olsa, üzüntüm kardeşliği anlamayışlarına.

Kış mevsiminde anlatacağım.Şimdi değil. Tüm Istanbul’u yeniden fethedecek azıcık cesaret bulmuştum. Tabanray arşınladım yürüyerek. Şiir yazmayı bırakmadım. Şiir bırakılmaz şiir dönüştürülür. O’na varmayan yolculuklar nefes molası değilse nedir? Herşeye herkese kırgınım. Dergi çıkarıyordu. Gene ihanetle sonuçlandı arkadaş ekibinin çıkarları. Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı’nı keşfetmiştim çok önceleri, gidebildiğim müddetçe uğramaktaydım, bugün de yeni nesil gençlikle birlikte düşüncelerimizi paydaş ediyoruz. İlk kez başımı o gün kaldırdım semaya, daralmıştım çünkü şair ruhluydum.

Sakarya tonlarını benzetiyorum sonbahara. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’na ilk ziyaretim de saklı duruyor ilkbahar sahnesinde. Ah!Bir kültür turizm bakanı gaflete düşmez, dil sürçmesi falan değil, fetih kelimesi ile işgal kelimesi tamamen insanın kafasındaki kendisinin bile bilmediği ihanet tohumundan öyle yansıdı haberlere. İktisat ile kültür birbirinden farklı kavramlar içermektedir.

“Bu emel gurbetinin yoktur ucu/Daima yollar uzar,kalp üzülür/Ömrü oldukça yürür her yolcu/Varmadan menzile bir yerde ölür’’

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*