Reyhan Yılmaz şiiri: ” RÜVEYDA’YA NAZİRE “

29 Ağustos 2019 Reyhan YILMAZ 0

RÜVEYDA’YA NAZİRE Gelen yüreğimdi sana güvercin misali  İçinde yüreğime sığmayan feza  Sen geçerken sürgün kanyonlarını  Ben bekledim umutla  Yorgundun, yanaştığında  Tozu alınmamış tahtıma..  Bin bir renkli hayaller demlerken sana  Bilmiyordum;  Hiçbir çığlığının yetim olmadığını aslında  Koşup geldin ya,  Yerin yokmuş yanımda…  *** Adlarımız haram amel sayfalarında  Hece hece kor olup düşse de dudaklarımıza  Adlarımız haram amel sayfalarında  Yazılamaz yan yana  Adımı söyleme, biliyorum  Rüveyda dediğin zaman  Anlıyorum ki banadır kelimeler,  Ama sustur çığlıklarını  Sakla damarlarında  Ki,  Başka bir hayal ikamet eder dualarında  *** Gözlerim yıldız değil şimdi  Kapkara bir umman ki  Akar üzerine..  Bilirim, bir depremdir bedenine  Bu rüya  Ama ….

Tuğba Şahin şiiri: “BEKLEMEK “

29 Ağustos 2019 Tuğba ŞAHİN 0

BEKLEMEK  Sevgi imha edilirse Duayeni ölür taş mektebin  ardında saçak kuşları  fitne biçip ektin belaya haykırmadım , soylu ve kutsanmış tarafıydım  sen mutlu ol diyordum  beklediğim gün hava açık değildi *** 7’si henüz çıkmamış taze ölüye ağlıyorduk  Saysam bir elin avuç içi kadardı yandığımız mavinin tonları da yoktu ,çarpıntı da  Tez duyduk,vakitsiz gitmiştin mecali olmayan ben otobüs durakları,tren istasyonları,vapur iskelelerinden yürüyordum Tuttum kollarından sahice  sarıldım kara habere Dört kişiden fazlaydı bayrağa inançlılar Oradaydık ve değildik de  Şu güvenlik kuşatılan yerde Ayakta dimdik ,çatık kaşım yanımda kimler beklediğim gün hava açık değildi *** Ezan ,askeriye,imtihan Çadırda görüştük yakın ,gönüldaş,ortak bir taziye ….

Fatih Tezce yazdı: ” POST VE TOROS ” (Hikaye)

27 Ağustos 2019 Fatih TEZCE 0

POST VE TOROS Hava sıcak, deriler yeni, gökyüzü kupkuru. Keşke yağmur yağsa toprağa. Yağmur yağsa toprağa, ağladığımız da belli olmayacak. Ancak gururluyuz. Dağların kıvrımından çok uzakta olduğunu anlıyoruz köylerin. Fındık bahçelerinden nazlanarak geçiyor rüzgâr. Kırmızımsı toz bulutu kaplıyor köy meydanını. Toros marka otomobil kırmızı toprağı ayaklandırarak giriyor köye. Mutluyuz. Ortaokul öğrencileriyiz. Huzurluyuz, istekliyiz, samimiyiz. O yıllarda arabaların ön camlarının üst tarafında kırmızı şeritli yazılar vardı:”Huzur Namazda”.Bu kırmızı şerit hem güneşlik oluyordu yolculara hem de güven. Bu sırada yan tarlaların -aynı zamanda sınır vazifesi gören- dikenli kıyılarındaki tozlanmış böğürtlenlerin kırmızıdan siyaha dönmüş olduğunu anlıyoruz. Ancak ellerimizi uzatmıyoruz böğürtlenlere. Kentliler diken çileği ….

Hasret Gülşan şiiri: “YAŞAMAK KAVGASI”

26 Ağustos 2019 Hasret GÜLŞAN 0

yaşamak biraz bir çiçeğin koynunda uyumak, baharın kırıklığı, yazın küskünlüğü gökyüzüne yuva yapan bulutların, ekmek parası kadar zor, martı sesi kadar gür bir yeşiline bulanmak gibi. *** yürüyen insanlar görüyorum kalabalık bize bir suç gibi yükleniyor umudun kırları soluyor ya bazen bazen öyle soluyor ki bazen bir türkü bile yetmiyor sızılarımızı heybemize yüklemeye. *** şimdi yalnızlıkların, içimizde büyüyen o güzel çocukların yatacak yeri bile yok, gecekondular şehri olan yüreğimizi derme çatma sıcaklıklara bıraktık biliyorum bilmek ne zaman iyidir, bilmemek kadar ağır mıdır bilmiyorum.” HASRET GÜLŞAN

Aydan Yıldız Güneş yazdı: ” DÜNYA ZALİM ERKEKLER YÜZÜNDE KANIYOR “

26 Ağustos 2019 Aydan YILDIZ GÜNEŞ 0

                                                                Gerçekten bize sunulan böyle bir hak var mı? Veriliyor da bizim mi haberimiz yok, doğrusu bilmiyorum. Kendi açımdan değerlendirirsem veya gözlemlediğim insanlar için söylemem gerekirse, ben tam olarak farkına varamadığımı söylemek isterim. Belki bana kızacak olanlarınız olabilir, pekte umurunda değil açıkçası. Doğru bir tane olsa da herkesin kendi çapında bir doğrusu vardır. Herkes tek başına bir dünya ise, tek başına okunacak bir kitap ise, demek ki her insanın doğrusunun hakikat olma ihtimalide o kadar yüksektir.                 Kadının çilesi cahiliyet döneminden itibaren başlamaktadır. Hor görülmesi, ezilmesi, yok edilmesi gibi dramlar fazlaca yaşansa da, gıdım gıdım bu canilikler aşılarak, ….

Tuğba Şahin yazdı: “DİCLE’NİN KUZULARI “

25 Ağustos 2019 Tuğba ŞAHİN 0

Prof.Dr.Haluk Dursun‘un ardından….. Öncelikle ülkemizin, milletimizin,tarihe ve arkeolojiye essahlıca gönül veren tüm vatanperestlerin başısağolsun. 20 Ağustos akşamı teessürle öğrenilen acılı haber ,benim içinde hasar vericiydi.Ertesi gün Prof.Dr.Haluk Dursun için Galatasaray Lisesi’nde öğrencilik yıllarına ithafen konuşma programı düzenlendi. Ardından naaşı Sultanahmet Camii avlusuna getirildi. Cenazede erkenden geldiğimden güvenlikleri aşıp ailesi ile sohbet etme imkanı buldum.Aniden, beklemediğimiz, maruz bırakıldığımız haberin arka planında görünmeyen ‘derin devlet’ izlerinin var olabileceği şüphemizi tartıştık. 2010 yılı 1001 Alim Sergisi vesilesi ile Avrupa Yakası’na daha sık geçerek İstanbul gelişmelerinin bizzat içerisinde yer almaya başladığım Hipodrom; eskiden bugüne tarihi ve politik konuma sahiptir.Turistlerin daha sık ziyarette bulunduğu Ayasofya ….

Sacid Özbahar şiiri: “AŞK’TAN AŞK İÇİN AŞK’A”

23 Ağustos 2019 Sacid ÖZBAHAR 0

Aşkın sarayından çıktım ben Adem oldum Havva’mı buldum Aldandım aldatıldım Kovuldum bir bahçe saray avlusundan Bir sazendenin eşiğinden bir karganın beşiğine düştüm, Kayboldum Yitirdim, yitirildim Meğersem dirildim, diriltildim *** Adem oldum, Aşkı, gölgesinde aradım aşkın Anlamış değildim Şimdi anladım nedir aslolan yakarış Anlamış değildim Bu dağlar, bu taşlar,bu ağaçlar.. Nerenin yabancısıyım ben Nereye yabancıyım Ardından bildim, bildirildim Bir binekmiş meğer aşk’tan aşk’a varan. Sakat, kör, ahraz, bir o kadar da şaşaalı ** İşte buldum Güneşin ve ayın ve yıldızın sırrını Ben Adem oldum İşte doğdum, işte buldum, işte öldüm Anlamış değildim neden çile çekmişim Meğersem aşkın sahibine aşık olmuşum.         Sacid ….

Mehmet Aydemir şiiri: “GÜNEŞİN ELLERİ”

21 Ağustos 2019 Mehmet AYDEMİR 0

Sığmadık ikimiz dehlizine ufkunyarıp karanlığın bağrını alaz şafaklara sürdük yüzümüzü zamanı zamanla tokuşturup Kadeh kadeh içtik ayı,gök alabildiğince sevda yer alabildiğince aşk şimdi serin bir sedir ağacının gölgesine yasladık gölgemizi kısaldı güneşin elleriastı mavzer yüzünüyaprak alabildiğince ılıktoprak alabildiğince yağmur şimdi durdurup çarkını feleğinkırdık dişlisinidün alabildiğince mazibugün alabildiğince umut, hayal alabildiğince pembe düş alabildiğince mavi şimdi Mehmet şirin Aydemir

Talân Ayşe Kanca yazdı: “KEDER BUSELERİ “

19 Ağustos 2019 Talân Ayşe KANCA 1

Keder Buseleri Soyu tükenmiş gibisin. Tırnaklarının arasındaki  toprak en bereketli tarlalardan alıntı. Suyun; dünyanın yaratılışından bu yana en duru ve saf halinde. Kıyamet kopsa sekiz yüz yıllıksın, taş çatlasa bin. Göz pınarlarında hiç akmamış yaşların kalıntıları var. Dudaklarında kondurulmamış keder buseleri.  Ellerine her baktığımda hiç dokunulmamış gibiler. Tenin hayatın her safhasında sana güç veren mermer basamakları çağrıştırıyor, saçlarınsa: Işık oyunlarının bile senin buklelerine yapabilecekleri bir şey yok. Asılsam onlarca kattan aşağı; sanki üzerine bir kelebek konmuş. Tutamlarına ayırsam; bir tanesi bileğim kadar. Bir zamanlar, üzerinde başaklar salınan o uçsuz bucaksız tarlada, sarıyla siyah arası bütün renkleri görebilen ben, şimdi saçlarının ….

Muhammed Balaban şiiri: ” SERZENİŞ “

15 Ağustos 2019 Muhammed BALABAN 0

Yılların benden götürdüklerini anlatsam saatlerce, saatlerce dinlese hüzün yüklü yürekler.. İç çekişlerimle, hıçkırıklarımla, kırıklarımla.. Ben bu anlamsız geçen, vefasız bir sevgiliye harcadığım yılların, bende bıraktığı derin yaraların, acısıyla büyüdüm.. Ben yağmurlu günlerde, ona sırılsıklam halde, heyecanla girdiğim sokakları, çıkmaz olduğunu bilmeyerek yürüdüm.. Ben zemheri gecelerin gölgesinde, temmuz sıcaklığını ondan beklemenin, nafile olduğunu bilmeyerek üşüdüm.. Ben hatırı sayılır birkaç şarkıyı , her dinlememde, onu hissetmemin mutluluğunun boşuna olduğunu bilmeyerek sevindim. Ben, ” insan olan insana, bu kadar kederi yaşatmaz” fikrimin, onda  tarif edilemeyeceğini bilmeyerek yaşadım.. Yaşadım mı, öldüm mü, süründüm mü? Güldüğümü görür müyüm? Ben yoksa hüzünler ülkesinin en ücrasına sürgün ….