Mehmet Aydemir şiiri : “MECZUP”

31 Ocak 2019 Mehmet AYDEMİR 0

Gece zifiri bir yol Irak ellerden gelen derviş Kıyılarını döver şafağın Meczubun ruhunu okşayan Tan yeri kızıllığı . Sıyırır yirmi dört parçalı Kara bir peçeyi yüzünden, Kızılca bir kıyamet kopacak Çepeçevre kuşatır zaman Ana şahit sığırcık kuşları . Birazdan bir dağ güneş doğuracak Kelebek ömürlü nur topunun Varın siz koyun adını . Akrebin yelkovanı kıstırdığı yerde Solmaya yüz tuttuğu liman kentinde Yitirip bütün dinginliğini . İndirip usulca yelkenleri suya O son huzmeyide giyinip Issız bir sahil şeridinde Busesinin kalacak izi . Bürünüp eski kızıllığına Tarihin tekerrüründen irkilecek Suretini suda gören at misali Mehmet Şirin Aydemir

AYTAÇ ARS ŞİİRİ: “BOL Ç’li BİR UÇKUR ÇUKURU “

30 Ocak 2019 Aytaç ARS 0

  İsmet Özel’e Bol Ç’li Bir Uçkur Çukuru Ölümde popülizm Önümde sarkaç ilmihali Yani diyor Düşen kalkar, kalkan düşer Bu böyle sürer gider Allah’ım sen bizi münafıklardan bir et bıçağıyla sıyır n’olur Allah’ım sen bizi münafıklardan bir et bıçağıyla sıyırmazsan ne olur? Çaresizliği emen çok ulus çok göbek şirket Memeler merhametli, kalçalar şirret Ey Yusuf’un kuyusundan petrol çıkarmayı maharet kabul eden zehir çağ Ey İspanyollara saldıran bıkkın yel değirmenleri Ey şeyleşen eşya Mürekkepleşen eşkıya Yıllardır Ç harfinden düşüyorum Bir çembere doğru mahkum kalmanın orantısız hiçliğinden Taksitlere bölünüyor mitoz liberaller Milyondan milyon çıkarsan yine sıfırdan fazla çıkan milyonerler İpim kopuyor ödüm ….

GAMZE GÜNAY ŞİİRİ:”ZORA KOŞAN İNSANIN REDDİYESİ”

28 Ocak 2019 Gamze GÜNAY 0

Zora Koşan İnsanın Reddiyesi Ben ne zamandır dünyadayım? Ne zamandır yaşadığım yer dünya bana? İçimden başka yer bilmezdim oysaki Turna mıyım göç eden yahut yolcu Bilemiyorum Ya da misafir Ama şair dem işti ki -“Gelip geçici şeydir misafirlik Kalıcı olan değil. Sen nesin peki?” Sahi neyim ben? Sanmaların ardındaki yanılmışlık mı? Deniz kenarında bırakılmışlık, Bilmeden kandırılmışlık mı? Gözler tanıdım Bir bakışta içini okuyabildiğim gözler Rengini kimsenin bilmediği Söylediklerini kimsenin anlamayacağı gözler Ne istediğini bilmeyen saldırgan bir ruhun pençelediği gözler Yaralandım ancak fırsatım olmadı kaçmaya Çünkü ben İnsanların hınçlarıyla çevriliyken etrafım çocukluğumla savaş verdim Çocukluğumla gazi geldim buralara bu satırda sol ….

ARİF OLGUN YEŞİLYURT YAZDI: “EDEBİYAT, İNSAN ve DİL İLİŞKİSİ ÜZERİNE”

24 Ocak 2019 Arif Olgun YEŞİLYURT 0

Edebiyat, Tarihin en karanlık dönemlerinden, aydınlık dönemlerine kadar uzanan zaman zarfında tüm köşe başlarını tutmuş ve günümüze kadar süregelmiş sanat dalları içerisinde duygu ve düşüncelerin en tesirli ve en uzun soluklu olanıdır. Edep, edip gibi manası derin kelimelerin temelinde oluşarak insanoğlunun hayata bakış açısının bir ürünü olarak yolumuza ışık tutar. Bir gölgenin suda yansıması, o cismin su üzerindeki tahakkümünü ne kadar artırıyorsa, ruhun kaleme düşmesi manayı o kadar derinleştiriyor demektir. Edebiyat, ruhun gölgesinde manayı aramaktan öte bir şey değildir. Sadece edebi sözler söylemek insanı edepli ve edip kılmaz. Edebiyat kısaca ‘’erdemli bir hal’’ dir. Geçmiş ve geleceğin bir sentezi olarak karşımızda duran ….

MUSTAFA FURKAN YAZDI: “İNSANDAN TABİATA”

22 Ocak 2019 Mustafa FURKAN 0

*Sade Bir Gece Akşamın gökyüzüne, sert perdesini çektiği ândan itibaren, beynimde dalgalanan büyük mavi hava denizinin hatırası, yerini, ampullerinin ömrü kısaldıkça yanıp sönen berrak ve kristalize avizelerin büyülü tablosuna bırakır. Sabahın coşkun suretinden geriye kalan bu çarpıcı tablo, gözlerime, aşina olduğu tatlı ve yumuşak hürriyetten sonra, bir nevi uzun soluklu ve teskin edici bir tabiat oyunu gibi gelir. Lakin şahsî kanaatimce, beynimde aksülamellere yol açan bu sihirli perde, bir oyalanma aracından daha çok masalsı bir geceyi her ânıyla yaşayabilmenin anahtar vazifesi gören manzarasıdır. Belki de bu, oldum olası bitmek bilmeyen parıltı tutkumun, zor arzulayan ruhuma karşı oynadığı bir akıl oyunudur. ….

MUSA AĞGÜL YAZDI ” YOL HALİ “

22 Ocak 2019 Musa AĞGÜL 0

  YOL HALİ Derdi sadece kendisi ile olanların anlayabileceği hikâyeler vardır hayatta… Günde binlerce insanın arasına giren ama “Bir” olmanın dayanılmaz hazzını/acısını yaşayan insanlar… Her günün sonunda sığındığı dört duvar arasında ve kendini bir kitap yalnızlığında bulan,   öyle sessiz ve öyle çığlık çığlığa yaşayanlar… Kalabalık şehirlerin şatafatlı yalnızlığında “gülerek” ama bir türlü mutlu olamadan ölenler… İşte böyle bir hikâyenin tam da ortasında bir yerlerdeyiz bu aralar. Amaçsız ve pür telaş sabah koşuşturmaları geçiyor ömrümüzün her yerinden. Her daim bir şeyleri yakalayabilme/başarabilme azmiyle beraber, yanımızdan geçip giden bütün güzel şeyleri kaçırdığımızı bile fark edemeden “yaşamak”… Mesela benim, otuzuna merdiven dayamak değil ….